Böyle biterdi mektupların pek çoğu; "Muvaffakiyetler dilerim."
Ne garip bir süreçtir ki kimi sözlükler bu kelimeye başarı ya da şans demişler. Bu yüzden midir acep artık en zorlu sınavlara bol şanslar denilerek giriliyor? "Evlatlarımızı yarış atına çevirdiniz." diyen ebeveynlerin ağzında "Bol şanslar" sözü ne garip değil mi?
Kelimenin kökeni Arapça. Vefk ile başlayan bir serüvenden hareketle, ebedi yolculuğumuz içinde sürekli denk düşürülen kaderin işaretlerini taşımakta. Uygun hale getirmek, uydurmak anlamında kullanılıyor aslında. "Kader bana küstü." diyenlerin, bu acizliği kumar oyunlarında beyan etmelerine şaşmamak gerek.
Şaşırtıcı bir şekilde ebedi olanı geçici olana tercih etmişiz.
Heyhat, bu da mümkün değil. Ebedi olanı unutmakla sonuçlanan bir girdabın tam ortasında "Henüz biz dönmedik." diyenler gibiyiz. Şimdi oturup ağlayamıyoruz bile halimize. Gülüp geçiyoruz. Güleriz ağlanacak halimize, üstelik halimizi de göremeyecek haldeyiz.
Oysaki mektubu yazanın muhatabı biz değiliz sonda. Rabbimize niyaz ediyoruz kendi adımıza. Batı mektuplarda ise ancak kişiye özel bir selam var, gerisi tatava. Biz mi bulaşmayı istemeyip geri durarak engel olduk şu güzel dualarla biten mektuplara? Yok canım yine sosyal mecra ve diğerleri suçludur.
Bir suçlu hep vardır ama hep bizden ileride, bizden uzakta.
Kalem girmeyen eve bombalar yağıyor.
Bin kahkaha eşliğinde raks eden topluluklar "Bunlar derin işler." diyerek can testisini değil nefsinin küpünü doldurmakta.
Efendiler! Size harikulade bir haberim var. Öleceğiz.
Başarı denilen her şey, her işimizde olduğu gibi nihayet noktasına göre tanzim edilmelidir. Her gemi varış noktasına göre, her uçak ineceği piste göre ve her araç menziline göre hazırlık yapar. Ara molaların her birinde akılda gidilecek yere ulaşmak vardır. Bu