Bugünün insanı eski Çağlar da yaşayan insanın yapabildiği içgüdü bilinçli zihin bütünleşmesine sağlayamamaktadır. Çünkü modern insanın ileri bilinci içgüdülerinin katkılarını bilinçdışıyla bağdaştıran araçlardan mahrum etmektedir. Bugünün insanı kendini yalnız hisseder çünkü artık doğayla bağ kuramamaktadır. Taşları, bitkileri izlemiyor, akan suları dinlemiyor, duymuyor ve onlarla konuşmuyoruz. Dahası onların konuştuğunun da farkında değiliz. Kopan bu bağın sonucunda duygusal enerjimizi de kaybetmiş bir hale geliyoruz. Bugünün derdi bu, ruhumuzun kaybolması. İşin acıklı tarafı da onu olmayan yerlerde aramamız. Konfüçyüs bu meseleyi harika bir şekilde özetlemiş gibi, şöyle der: “ en zor şey, karanlık bir odada bir kara kediyi bulmaktır, özellikle odada kedi yoksa.” Bugün doğayla bağını koparmış insanın elinde kalan ne peki? Bir çıkış kapımız var mı? Çıkış kapılarımız mitler ve rüyalarımız… Onlar hala bizimle konuşuyor, unutulmuş bir lisanda hikayeler anlatıyorlar. Bu çözülmesi imkansız bir muamma değil üstelik, yeter ki insan o sese kulak vermeyi bilsin. Yeter ki o hikayelerin, arketiplerin canlı bir şekilde bugün yaşamın içinde dolandığının farkına varsın.