Fatma Özaydın, bir alıntı ekledi.
56 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Yalnızlıktan hoşlanmama nasıl şaşılır? İnsanların yüzünde düşmanlıktan başka bir şey görmüyorum, oysa doğa bana hep gülüyor. "

Yalnız Adamın Hayalleri, Jean-Jacques Rousseau (Sayfa 116 - Turna Yayınları)Yalnız Adamın Hayalleri, Jean-Jacques Rousseau (Sayfa 116 - Turna Yayınları)
A. Levent IŞIK, bir alıntı ekledi.
 1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İnsan bilim ile Doğa'nın zindanından, Tarih'in zindanından, Toplumsal Kurallara Egemen Düzenin zindanından kurtulabilir. Fakat yazık ki kendi zindanından bilim ile kurtulamaz. Çünkü bilginin kendisi de tutsaktır.

Bu bilimin kendisi, bir tutsağın bilimidir. «Kendi»m dendiğinde, bunun kendisinde gömülü bulunan özgür. ben olduğunu algılayamamaktadır...

İnsanın Dört Zindanı, Ali Şeriatiİnsanın Dört Zindanı, Ali Şeriati

19.yüzyıl İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarların biri olan bir Emily Bronte'nin tek romanı Uğultulu Tepeler, kırık olduğu kadar marazi de olan bir aşk hikâyesi etrafında gezinerek kadın ve erkek, insan ve doğa, aşk ve ölüm, sadakat ve ihanet, hakikat ve yalan gibi ikilikleri kendine özgü bir dille işliyor.

Uğultulu Tepeler günümüzde gotik romanın en önemli örneklerinden biri sayılmaktadır. Gotik roman karmaşık ve hastalıklı aşklar, girilmesine izin verilmeyen adaların olduğu büyük karanlık evler, hayaletler, kâbuslar ve kadınların sert mizaçlı ve kötü niyetli erkeklerin ağına düşen av olarak görüldüğü temaları işler.

Uğultulu Tepeler bu temalarını hepsine sahiptir. Ölüm, kahramanların yanı başındadır. Aşklar hastalıklı, tutkular mantıkdışıdır. Bronte'nin bu romanda dağa huzur veren bir yeşillik değil, adeta yabani olduğu kadar hırçın yapısıyla da ölüme neden olan, tedirgin edicidir.

Roman içindeki tekrarlardan hep aynı kalıplarını yinelendiğini görürüz, karakterlerin bazen kaderleri onları bir bütün olarak görmemize neden olmaktadır.

Annesiz büyüyen çocuklar, varlıklı bir ortama doğmuş ama her şeyini kaybetmiş gençler, sevgisiz evlilikler, aile içinde dışlanmalar sürekli tekrarlanır karakterlerin hayatlarında.

Mina Urgan İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabında şöyle anlatır. Emily Bronte ilk ve tek romanını:

" Wuthening Heights ne nesnel gözlemlerden ne de öznel deneyimlerden kaynakların sadece ve sadece düş gücünün yarattığı bir mucizedir ve ihsan şaşar ıssız Howarth köyünden ancak birkaç ay uzaklaşan, ailesi dışından neredeyse hiç kimseyi tanımayan bu evde kalmış kızın, salt düşgücüyle böyle bir mucize yaratmış olmasına."

Dünya da her şey olanca karmaşıklığına rağmen son derece yalındır. İstekler çözülür, arzular, geri çekilir, geriye uğultusuyla yabani bir doğa, sızılı bir yalnızlık ve aşktan taviz veren bir ruh hali kalır:

Hem bu ne biçim aşk böyle, sonsuz aşkın bir kar fırtınasına bile dayanamadı! Yaz günleri, ay gökyüzünde parladığı sürece, bizde yataklarımız da rahatça uyuduki ama kışın ilk fırtınasıyla hemen başını sokacak bir yer arıyorsun.

Emily Bronte , kar fırtınasına dayanamayan güneşli aşklardan soğukları, rüzgarları göze alan bir aşk anlayışından yana atıyor zarını, acıyı ve yalnızlığı göze almak pahasına...

Sunuş bölümünden az olsa yararlandım. Kitap kalın olmasına rağmen akıcı ve güzeldi hiç bitmesini istemedim. Okumayan okuyuculara tavsiye ediyorum.

Biraz uzun ama okumaya değer :)
Hayat karşınıza ahlakın ve aklın en canlı örneklerini, erdemli ve ağırbaşlı, ölçülü davranmayı ilke edinen, sanki ahlâklı ve ölçülü de yaşanabileceğini kanıtlamak isteyerek, çevrelerine ışık saçan bilge kişiler çıkarabilir. Sonrası, belli. Böylesi gösteriş düşkünleri yaşamlarının sonlarına doğru, birden sendelerler ve bir çam gibi yığılıverirler. Şimdi sorarım size, böylesi tuhaf özellikleri olan insandan ne beklenebilir? Önüne dünya nimetlerinin hepsini serin, mutluluk okyanusuna başı kaybolana kadar, hatta suyun üstüne su kabarcıkları çıkana kadar gömün ve çalışmaya gereksinmesi olmayacak kadar da zenginlik sağlayın. Ballı yağlı börekleri yesin yesin yatsım; bir de insan soyunun tükenmemesine çalışsın. Böyle olsa bile, insan yalnızca nankörlüğü yüzünden akla gelmedik haltları karıştırır. Ballı böreklerini bile gözü görmez, küstahlığıyla rezaletler çıkarır. Ağırbaşlılıktan sıkılır, düşlerinin, hayallerinin peşinden koşarak ekonomik rahatını teper ve sonu bilinmez serüvenlere atılmak için akla hayale gelmez düşlerinden, en bayağı aptallığından sıyrılmaya bir türlü razı olamaz. Bunun tek sebebi, bu gibi kişilerin kendilerin bir piyano tuşu değil de insan olduklarını kanıtlamak isteğidir.( Sanki buna ihtiyaçları varmış gibi! ) Gerçi, bu piyanonun tuşlarını kullanan da doğa yasalarıdır fakat bu piyano, çalışı sırasında, kimse çizelge dışı istekler beslemeyecektir. Ayrıca, o kişiye doğa bilimleri ve matematik yoluyla gerçekten bir piyano tuşu olduğu kanıtlansa bile, akıllanmaz, yine yalnızca benim dediğim olacak diye yeni haltlar yer. Eğer bunu yapmaya gücü yetmezse, bu kez ortalığı kasıp kavuran fırtınalar, çeşit çeşit trajediler uydurur ve istediğini bu yoldan elde etmeye çalışır. Dünyanın dört bir yanına lânetler savurur. Lânet yağdırmak yalnızca insana özgü olduğu için, - ki bu insanı öteki canlılardan ayıran önemli bir unsurdur- belki de bu lânetlerin verdiği güçle amacına ulaşır. Böylece bir piyano tuşu değil de insan olduğuna inanır.

Yeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 35)Yeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 35)
Hatice Mete, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor

İnsanoğlu işbirliğine muhtaçtır ve doğa kendisine, biraz noksan da olsa, işbirliği için gerekli dostluk içgüdüsünü vermiştir.

Mutlu Olma Sanatı, Bertrand RussellMutlu Olma Sanatı, Bertrand Russell
A. Levent IŞIK, Minos'u inceledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Binlerce yıldır süregelen, hatta insanlık tarihi kadar eski olan ve her inanışa, ideolojiye, coğrafyaya göre küçük farkları olsa da, tamamı "İlahi İrade Yasaları'na" ve "Doğa yasalarına" dayanan "Kanun kavramının" bir usta-çırak sohbeti ile aktaran harika bir kitap. Okurken -keşke Socrates'in talebesi olsam, bir de şunu sorsam- diyebileceğiniz akıcı bir diyalog.

Çok uzun yıllar önce iki kır çiçeği birbirlerine aşık olurlar. Her bahar diğer çiçekler gibi onlarda açıp güneşe merhaba derler.

Fakat bir bahar başlangıcı bu çiçeklerden biri diğerine; “biz diğer çiçekler gibi bu bahar açmayalım, kışın ortasında herkesin soğuktan kaçtığı karlı günlerde açalım ki, bütün doğa bize ait olsun” der ve ikisi de o bahar açmamaya karar verirler.

Biri açmak için kışın gelmesini ve karın yağmasını beklerken, diğeri o yaz açar.

O gün bugündür, karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe “KARDELEN” sevgilisini yarı yolda bırakan çiçeğe de “Hercai” denilir.

İşte bu yüzden hayırsız sevgiliye “Hercai” (Aşkta değişken, vefasız) diye hitap edilir. .

Yusuf Ö., bir alıntı ekledi.
22 saat önce

Tüm nefretlerinin kökeninde bu hristiyanca ekşime vardır. Doğa'ya ve Doğu'ya yönelik tüm nefretlerinin kökeninde...
Ortaçağ boyunca cadıları yakanlar biz değildik. Olmadık.
Cadıları, yani kadınları...

Hz. İnsan, Dücane Cündioğlu (Sayfa 88 - Kapı Yayınları - 14. Basım)Hz. İnsan, Dücane Cündioğlu (Sayfa 88 - Kapı Yayınları - 14. Basım)
Nursel, bir alıntı ekledi.
Dün 16:36 · Kitabı okudu

Kimileri muzafferce bir eda ile, "İnsanlar yemeselerdi, yeryüzü hayvanla dolardı" derler. Doğru konuşalım. Düşünelim bir kere. Yemeye alışkın olmadığımız hayvanlara müdahale ediyor muyuz? Tüm dünya bu hayvanlarla mı doldu?
İnsanın tükettiği balık eti, onun olağanüstü üremesi karşısında nedir ki? Onun dengelenmesi doğada, insan yardımı olmadan gerçekleşir. Çoğaldı diye hayvanlar yer sıkıntısı çekmez. Doğa bu sorun için önceden tedbirini almış, milyonlarca balığın karşısına bir timsah, kuzunun karşısına da kurt koymuştur. İnsanların onların
işlerini üstüne vazife edinmesi gerekmez.

Vejetaryenliğin Yararları, Sadık HidayetVejetaryenliğin Yararları, Sadık Hidayet