Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin işığını süzüyor mavi atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?
Özellikle yaz günleri seher vakti tam olarak böyle hissettiriyor
Ağaçlar şakıyan kuşlarla doluydu -karabaşlılar, beyaz-gerdanlılar, sakalar, karatavuklar, ağaçkakanların sesleri bu rüzgârsız şafak vaktini sükûnla dolduruyordu; akşamın o hüznü, o ağıtsı niteliği yoktu. Charles kendini bir zooloji kitabının sayfaları arasında geziniyormuş gibi hissediyordu, öyle güzel, öyle özel bir kitaptı ki içindeki her yaprak, her küçük kuş, onların her şakıması mükemmel bir dünyadan geliyordu sanki. Her şeyin yerli yerinde, her şeyin eşsiz olduğu bu benzersiz evrenden o kadar etkilenmişti ki bir an öylece kaldı. John Fowles Fransız Teğmenin Kadını
Reklam
Doğa, Tanrı'nın sanatıdır 😊 Dante Alighieri
Bilimsel kanıt sunarsın anlamaz, mantık yürütürsün dinlemez... En son çareyi bu görseldeki gibi kökten çözümde bulacağız galiba. Şüphe müphe kalmıyor, tertemiz yöntem.😊
1000Kitap
Hasbihal - 2
Şırnak… Birçoğumuzun zihnine terör, mahrumiyet gibi ezberlerle kazınmış bir coğrafya. Benim de bu topraklara adım atarken heybemde herkes gibi önyargılarım vardı. Ancak burası, kapısından girdiğiniz an ucuz ezberleri direkt suratınıza çarpan, sizi kendi gerçeğiyle sarsan bir şehir. Çünkü Şırnak’a gelmek, sadece coğrafi bir yer değiştirmek değil; yitip gittiğini sandığınız insani medeniyete yeniden hicret etmekmiş. ​Modern dünyanın bencil, robotlaşmış ilişkilerinde "öldü, bitti, kurudu" dediğimiz insana dair ne kadar müspet duygu ve davranış varsa, hepsi burada yeniden vücut buluyor. Burası buram buram insanlık, sokak sokak komşuluk ve pazarlıksız bir arkadaşlık kokuyor. İnsanlar size öyle içten, öyle pazarlıksız ve samimi yaklaşıyor ki, bir an olsun gurbetin soğuk yalnızlığını ve yabancılığını hissetmiyorsunuz. ​İlk günlerimde bir esnafın söylediği şu söz, şehrin ruhunu özetlemeye yetmişti: “Burası, cebinizde beş kuruş paranız, cüzdanınızda tek bir kartınız olmadan ömür geçirebileceğiniz Türkiye’deki tek şehirdir. Burada kimse sizi aç ve açıkta bırakmaz.” Zaman geçtikçe anladım ki bu bir esnaf mübalağası değil, hakikat. Şırnaklılar da bu hazinenin farkında. Biriyle konuşurken laf dönüp dolaşıp “Şırnak’ı nasıl buldunuz?” sorusuna geldiğinde, daha siz cevap vermeden ekliyorlar: “İnsanı çok iyi, değil mi?” Bu artık şehrin kendiyle yaptığı mukaddes bir sözleşme, genel kabul ve hakkı verilen bir kimlik. ​Şırnak, bugün Türkiye’nin en huzurlu, asayiş yönünden en kafanızın rahat olacağı şehir. Gecenin bir yarısı sokaklarında tek başınıza, en ufak bir tedirginlik duymadan sabaha kadar yürüyebilirsiniz. Büyük şehirlerin tekinsiz, arkana bakarak yürüten sokak lambalarını unutun. ​Sokaklarda gezerken insanların yüzünde gerginlikten, metropollerin asabi ve yorgun
"Ne gün batımı ölümlerin üzüncüne, Ne tan atışı doğumların sevincine. Ey bir elinde mezarcılar yaratan doğa, Bir elinde ebeler koşturan. Bu seslenişimiz yalnızca sana." ... "Saraylar saltanatlar çöker, Kan susar birgün Zulüm biter. Menekşelerde açılır üstümüzde Leylaklar da güler. Bugünlerden geriye, Bir yarına gidenler kalır Bir de yarınlar için direnenler." Adnan YÜCEL
Reklam
Reklam