Deniz ekmek kapısı, deniz hayat, deniz sevgili, deniz zalim, deniz suskun, deniz sevecen, deniz öfkeli. Bazen acından öldürür balıkçıyı, bazen de verdikçe verir. (Syf13)
Ege kıyılarında esen meltem rüzgarlarını, hissedermiş gibi okuyacağınız bir kitap.
Denizcilikle uğraşan Mustafa'nın ekmek teknesinidir deniz. Aynı zamanda evlat acısı da denizden, hüznü de denizden hatta mutluluğu da denizden alır. Göç ve göçmenliğin konu alındığı bu kitapta
ülkemizde geçen toplumsal sorunların, mültecilerin hayatını, acılarını ve çoğu şeyi bize sorgulattırarak gösteriyor.
Her şey bir bottan kurtulan bebekle başlıyor. Kitapta bir yunus kurtulan bebeği Mustafının teknesine doğru sürüklüyor, şaşkınlık, sevinç, hüzün tüm duyguları beraberinde getiriyor.
Zaten daha önceden denizde bir çocuğunu kaybetmiş olan Mustafa, eşi Mesude ile bu mucize eseri kurtulan bebeği yaşatmaya, kasaba halkından gizli bir şekilde bakmaya karar verirler.
Yaşamın o acımasızlığı, çaresizlik bazen yapmak istemeyeceğiniz şeyler yaptırır insana. Bazen bazılarının hüznü başkalarının sevinci olur, ama aynı zamanda kurtuluşta olur. Kitabınn son satırları şöyle bitiyor:
"İki kadın tek kelime edemeden her şeyi konuşmuşlardı."
Halden anlamak aynı dili paylaşmak değil miydi? Bazen bir bakış, aynı hüznün acılarını anlatmaya yetiyordu. Kaderin neler getirip götüreceği belli olmayan bu hayatta her şey anlaşılmaktan geçmiyor muydu zaten. Acılardır insanı bir araya getiren. Acının bir araya getirdiği insanları okuyacağınız bu kitapta ders verdiren bir anlatımla bizlerle..