Efkar yatağında yatmaktadır. Hemen yanında prize takılı olan telefonunun, 07:55 sabah alarmı çalmaya başlar. Cebelleşir ilk alarmı kaçırır. 08:05 alarmı tekrar çalar, baygın bir halde çalan alarmı kapatır. Yine rüya alemine dalar. Alarm 08:10 tekrar çalar, kapı da ikinci sağlam alarmı belirir…
“Hadi oğlum işe geç kalacaksın, bismillah de kalk.”
- Dedirtmiyor ki kalkayım.
“Hadi, ekmekler soğuyor.”
Bir hışımla yattığı yerden kalkıp doğrulur ve sadece anlamsızca bir mühlet durur. İçinden yine uykusunu alamamanın hıncı ve sessiz küfürleri akmaktadır. Tuvalete girip, ellerini ıslatır ve sadece göz kısımlarını yıkar. Amacı hem yüzünü yıkamak, hem de tam yıkamamaktır. Çünkü işe giderken bindiği servis uykusunu bozmak istemez. Odasına tekrar döner üstünü değiştirip mutfağa geçer. Annesi kahvaltısını hazırlamıştır. Efkar sandalyeye oturduğunda, annesi taze çayını bardağına döker. Kızarmış ekmek dilimlerine tereyağlarını sürüp, birkaç zeytin peynirle karnını doyurur. Çayını alıp saate bakar, saat 08:30 olmuştur. Tuvalete girer, dişlerini fırçalayıp televizyonun karşına geçer son dakikalarının keyfini çıkartmaya çalışır. Sigara yakıp, çayını yudumlar. Zaman çok hızlı akar, zamanı yavaşlatmak için devamlı saate bakar. Ama kaçınılmaz son gelmiştir. Saat 08:50, aşağı inmelidir yoksa servisi kaçıracaktır. Her gün kalktığında milyonlarca bahane bulur işe gitmemek için, fakat gitmemek kendi kaybına neden olacağından bir türlü kurduğu hayallerle kalır. Bu hayaller bile onu mutlu eder. Çünkü olurda bir gün gidemeyecek durumda olursa, bahaneler arasına yeni bir yaratıcı fikir daha eklemiştir. Yani aslında isterse bu bahanelerle işe gitmeyip, güzel uykusuna geri dönebilir. Açıkçası böyle bir düşünceyle kendini kandırmış ve bu güç ile beynini kandırıp işe gidebilme enerjisi yaratmıştır.