“Yalnızlıktan doğan ızdıraplar en ziyade acınmaya layık olanlardır. Çünkü hiçbir merhametin tesellisi onlara erişemez..”
Başkalarının iç dünyalarına ve kurulu hayatlarına müdahale etmenin ne denli büyük sonuçları olabileceğini yüzümüze su gibi çarpan Reşat Nuri romanı.
Kitap iki ana karakterin kendi yakın arkadaşlarına yazdığı mektuplardan oluşuyor.
İçeriğine gelecek olursak; bir yanda güzel olduğu kadar şımarık ve kibirli Sâra, diğer yanda çirkin kalpsiz ve kadın düşmanı olarak tanınan Ziya namı diğer Homongolos. Asıl hikaye Sâra’nın Homongolos’u, zalim bir kadın düşmanı olduğunu düşündüğünden, kendine aşık edip süründürerek haddini bildirmek istemesiyle başlıyor. Dış görünüşünden dolayı hep hor görülmüş, aşk nedir bilmeyen Homongolos ise kendine ilgi gösteren bu güzel kadınla beraber aklı ve mantığı arasında sıkışırken ilk defa farklı duygular tadacaktır. Fakat gözününüzde hemen hülyalı aşk sahneleri canlanmasın. Sarâ, ‘zaten kalpsiz bir adam, yaptıklarımdan çok da etkilenmeyecektir’ diye kendini avuturken, onun için küçük olan bu oyun Ziya için büyük sonlar doğuracaktır.
“Küçüklüğünde sevilmeyen, okşanmayan, nazını çekecek kimse bulamayan bir çocukta ince ve güzel hislerin doğmasına nasıl imkân tasavvur edilir?”
Dışardan kalpsiz denilen Homongolos sevilmemenin, fiziksel görünüşünden dolayı hor görülmenin doğurduğu acılarla büyüyen hassas, tükenmemek için maske takmış bir adamdır. Bu maske bir nevi aynadır aslında. İnsanların zalim ve kalpsiz davranışlarına karşı Homongolos’un kalpsiz rolü.. Oysa dövüş sporu yaptığı zamanlarda rakibinden yumruk yediğinde, sırf kendisi çirkin rakibi de güzel yüzlü olduğu için seyirciden sevinç tezahüratları duyması bile ruhunu incitip, bu sporu yapamayacağına kadar vermesine neden olacak kadar ince ruhluydu