Şehrin büyüklüğü arttıkça dindarlık azalmaktadır, daha doğrusu insanda yabancılaşma etkisi yaratan şehircilik unsurları yükseldikçe dindarlık seviyesi düşmektedir. Çünkü şehrin büyüklüğü arttıkça üstündeki gök daha az görünür olur, doğa ve çiçekler de azalır; duman, benzin ve teknik araçlar artar, şahsiyet azalır, gittikçe kitleye doğru indirgeniriz. Şehir ne kadar büyükse suç oranı da o kadar büyüktür. Dindarlık, şehrin büyüklüğü ile ters orantılı; suç, doğru orantılı bir yol izler.
İnsan; bir resmin ,mabedin ya da şiirin yapıldığı, kendisinden müteşekkil olduğu değil;resmin, mabedin ve şiirin ta kendisidir. insan, tüm bilimlerin toplanarak hakkında söyleyebileceği her şeyin üstündedir.
M. Yusuf Kandehlevî’nin Hayatü’s Sahabe 1. cildini okudum. Sahabe hayatını anlatması, olaylara şahitlik duygusu vermesi çok değerliydi. Gerçekten manevi olarak besleyici bir kitap. Ancak dili ağır ve olayların aktarım şekli zaman zaman beni yordu. Bir noktadan sonra anlatım çok tekrar ediyor gibi geldi, bu yüzden okurken biraz zorlandım ve açıkçası sıkıldım diyebilirim.
Yine de sahabe örnekliğini görmek, onların hayatından kesitler okumak çok kıymetliydi. Belki parça parça, sindirerek okumak daha uygun olur. Tek seferde baştan sona okumaya çalışınca biraz zorlayıcı olabiliyor.
Benim için kolay okunacak bir eser olmadı ama arada açılıp birkaç bölüm okunacak, manevi olarak insana dokunacak bir kaynak olduğunu düşünüyorum.