İsa’nın kutsal yasası toplumuzu yönetse de, henüz her alanına tam anlamıyla nüfuz edemedi; Avrupa uygarlığında köleliğin kalktığı söyleniyor. Bu doğru değil. Kölelik hala zarafeti, zaafiyeti, güzelliği, anneleri temsil eden kadınlar üzerinde erkeklerin büyük yüz karalarından biri olarak uygulanıyor ve buna fahişelik deniyor.
Sayfa 225 - İşBankası Kültür Yayınları / Cilt 1·Kitabı okuyor
O dönemde bir komşusuna şunları söylüyordu: “Aman sen de! Günde beş saat uyuyup geri kalan zamanımı dikiş dikmekle geçirirsem, her zaman ekmek paramı çıkarabilirim. Üstelik insan kederli olduğunda daha az yiyor. Tamam o zaman! Bir yanda acılar, endişeler, biraz ekmek, diğer yanda keder, bunlar beni beslemeye yeter.”
Henüz altı yaşını doldurmamış bu zavallı çocuğun kış günlerinde daha gün ağarmadan üzerindeki yırtık pırtık elbiselerle, küçük kızarmış ellerindeki koca bir süpürge ve gözlerindeki yaşlarla, titreyerek sokağı süpürdüğünü görmek yürekleri sızlatıyordu.
Yörede ona çayırkuşu diye kitap ediyorlardı. Lakap takmayı seven halk, kuş kadar küçük olan, titreyen, her şeyden ürken, evde ve köyde her sabah ilk önce uyanan, daha gün ağarmadan sokakları, tarlaları arşınlayan küçük kıza bu adı layık görmüştü.
Ama çayırkuşu hiçbir zaman şakımıyordu.
“Yirmi iki yaşında, güzel bir ilkbahar sabahı çocuğunu sırtına alarak Paris’i terk etti. Bu ana kızı gören biri hallerine acırdı. Bu kadının dünyada bu çocuktan, bu çocuğunda dünyada bu kadından başka kimsesi yoktu...”