Japon faşizmi, Alman faşizminden, hatta Mussolini İtalya'sından birçok bakımdan farklıydı. İktidarı bir atakla ele geçiriş, daha önceki anayasal demokrasi ile açık bir kopuş, Roma Yürüyüşü'ne benzer bir girişim görülmedi; bunların görülmeyişi, bir dereceye dek Weimar Cumhuriyeti ile karşılaştırılabilecek bir demokratik dönemin yaşanmamış olmasından kaynaklanıyordu. Faşizm Japonya'da çok daha "doğal" olarak doğdu; yani kendine uygun asal ögeleri, Japon kurumlarında Alman toplumunda bulduğundan çok daha kolaylıkla buldu. Japonya'da pleb kökenli bir Führer ya da Duçe çıkmadı. Ama onun yerine, İmparator, hemen aynı biçimde, ulusal ve simge hizmeti gördü. Japonya'da gerçekten etkili bir kitle partisi de yoktu. İmparatorluk Yönetimini Destekleme Derneği daha çok bunun ikinci sınıf bir kopyasıydı. Son olarak, Japon hükümeti, Hitler'in Yahudilere yaptığı türden, halkın belli bir kesimine karşı kitlesel bir terör ve yok etme politikası izlemedi.