Kemâl Acar

Kemâl Acar
@kemalacar
Modern çağın erken evrelerinde de, çağdaş demokrasinin en önemli ön koşulu, taht ile soyluluk arasında, krallık erkinin ağır basmakla birlikte, soyluluğa oldukça geniş bir bağımsızlık alanı bıraktığı, belli bir dengenin kurulması olmuştur.
Sayfa 486
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bu satırların yazarı, bir demokrasinin gelişmesini, birbirleriyle sımsıkı bağlantılı üç şeyin: 1) keyfi yöneticilerin denetlenmesi, 2) keyfi kurallar yerine, adil ve rasyonel kurallarının konulması, 3) bu kuralların oluşturulmasında tabandaki halkın da bir pay edilmesi için, öteden beri süren ve daha hiçbir biçimde tamamlanmış bulunmayan bir savaşım olarak görmektedir.
Sayfa 482
İngiltere'nin tarihin daha önceki bir evresinde gerçekleştirdiği demokratik çağdaşlaşma olmasaydı, Almanya'da ve Japonya'da benimsenen gerici yöntemler kolay kolay gerçekleşmezdi. Dünya hem kapitalist hem gerici deneyimlerden geçmemiş olsaydı, komünist yöntem belki hiç ortaya çıkamayacak, çıksa bile tümüyle farklı bir şey olacaktı.
Sayfa 482
On sekizinci yüzyılın İngiliz toprakbeylerinden, on altıncı yüzyıl Alman Junker'inden ve yirminci yüzyıl Rus komünistlerinden farklı olarak Japon yönetici sınıfları, var olan köylü toplumunu yıkmadan, tuttukları yolda ilerleyebileceklerini gördüler. Geleneksel toplumsal yapı içinde yapılanlar beklenen sonuçları vermemiş olsaydı, Japon toprakbeyi, köyü korumaya öteki ülkelerin toprakbeylerinden hiç de daha hevesli olmazdı diye düşünüyorum.
Sayfa 373
Japon faşizmi, Alman faşizminden, hatta Mussolini İtalya'sından birçok bakımdan farklıydı. İktidarı bir atakla ele geçiriş, daha önceki anayasal demokrasi ile açık bir kopuş, Roma Yürüyüşü'ne benzer bir girişim görülmedi; bunların görülmeyişi, bir dereceye dek Weimar Cumhuriyeti ile karşılaştırılabilecek bir demokratik dönemin yaşanmamış olmasından kaynaklanıyordu. Faşizm Japonya'da çok daha "doğal" olarak doğdu; yani kendine uygun asal ögeleri, Japon kurumlarında Alman toplumunda bulduğundan çok daha kolaylıkla buldu. Japonya'da pleb kökenli bir Führer ya da Duçe çıkmadı. Ama onun yerine, İmparator, hemen aynı biçimde, ulusal ve simge hizmeti gördü. Japonya'da gerçekten etkili bir kitle partisi de yoktu. İmparatorluk Yönetimini Destekleme Derneği daha çok bunun ikinci sınıf bir kopyasıydı. Son olarak, Japon hükümeti, Hitler'in Yahudilere yaptığı türden, halkın belli bir kesimine karşı kitlesel bir terör ve yok etme politikası izlemedi.
Sayfa 364