Pek çok Ortadoğunun gördüğü üzere, Avrupa ve Amerikan hükümetlerinin temel konumu şudur: "İhtiyaçlarımızı karşılama ve çıkarlarımızı koruma konusunda iş birliği yaptığınız sürece, kendi ülkenizde kendi halkınıza ne yaptığınız umurumuzda değil."
İslam sadece bir inanç ve pratik meselesi değildir; aynı zamanda bir kimlik ve sadakat meselesidir de; çoğu kimse için kimlik ve sadakat diğerlerinden önce gelir.
Burada Hz. Muhammed'in izlediği yol iki koldan ilerler ki bütün iyi Müslümanlar diğer her şeyde olduğu gibi bunu da taklit etmeye çalışırlar. İlkinde, doğum yeri olan Mekke'de bulunduğu yıllarda (570-622), hüküm süren pagan oligarşisine karşıydı. İkincisinde ise Mekke'den Medine'ye göçtükten sonra (622-632) bir devletin reisi olmuştur. Peygamberin yaşamındaki bu iki safha -direniş ve yönetim safhaları- Kur'an'a yansır ve farklı bölümlerde inananlara, Allah'ın elçisine uymaları; adaletsiz ve zalim hükümdar paradigması olarak Firavun'a itaat etmemeleri emredilir. Peygamber'in hayatının ve yaptıklarının bu iki yönü, İslam'da biri otoriter ve sükunet isteyen, diğeri radikal ve aktivist iki geleneğe ilham verdi.
Nietzsche haklıydı. Nietzsche'nin kim olduğunu size açıklamak için zaman kaybedecek değilim ama haklıydı. Dünya güçlülere aittir, aynı zamanda asil olan ve ticaretin domuz yalaklarında oyalanmayan güçlülere. Dünya gerçek asillere, görkemli sarışın hayvanlara, taviz vermeyenlere, 'evetçilere' aittir. Onlar sizi sosyalist olduğu halde sosyalizmden korkan ve bireyci olduğunu düşünenleri yiyip bitireceklerdir.