Günlüğüm
..nakışlara sakladım o boncuk gözleri ve mısralara dizdim o kırlangıç kalbini...
Kendime Düşünceler
Soğuk beton duvarlara sarılıyorum. Kalbimin içindeki ateşi bastırmaya çalışırken kelimelerim üşüyor. Fısıltılarımın duyulması için yalvarıyorum. Her derdimi bilen bu duvarlar beni anlasın istiyorum. İnsanlar beni yalnızlıkta iyileşmeye zorluyor. Boş bir duvara yalvarmanın acizliğini yaşıyorum. Ağlıyorum bu çaresizliğime. Kalbim kaldıramayacağı kadar yalnızlıkla sınanıyor. Yalnızlıktan korkardım. Alışıyor gibiyim. Alışmaktan daha çok korkuyorum. Sözcüklerimin gittiği yerde sıcak bir nefes isteyerek günlerimi geçiriyorum. Umutsuzluğumla baş edemiyorum. Karamsar düşünceler beni elinde oynatıyor. Kendime gelemiyorum.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Bazen sessizlik, en içten bağırıştır."
Kendime Düşünceler
Hayat su gibi akıp geçer önüne geçemezsin.
Kendime Düşünceler
İnceleme Değil, İncinme: 8Kitap 8Karakter, Ben Tek
Bölüm 1 - Dünyanın Ortasında Toplananlar Ekvator çizgisinin geçtiği yerde, Ciudad Mitad del Mundo (Dünya'nın Ortası) geceleri bambaşka bir sessizliğe bürünüyordu. Gündüz turistlerin, fotoğrafların ve rehber seslerinin doldurduğu alan, gece olduğunda sanki kendi varlığını geri çekiyor, geriye yalnızca taş ve boşluk kalıyordu. Anıtın önündeki merdivenler bu boşluğun en görünür yeriydi. Bu merdivenlerde oturanlar sıradan insanlar değildi. Her biri farklı bir romanın içinden çıkıp gelmişti ve her biri kendi zamanını geride bırakmıştı. En üst basamakta Meursault bulunuyordu. Yabancı adlı eserin bu karakteri, Albert Camus’un anlattığı dünyadan kopmuş gibi değil, o dünyayı hiçbir zaman tam olarak kabul etmemiş gibi duruyordu. Biraz aşağıda Yeraltı Adamı vardı. Yeraltından Notlar içindeki bu figür, Fyodor Dostoyevski’nin dünyasından çıkmış ama oradan tamamen ayrılmamıştı, hala kendi zihniyle çatışıyordu. C. Aylak Adam içinden gelen bir başka yalnızlıktı. Yusuf Atılgan’ın karakteri dünyaya karşı mesafesini bir tavır gibi taşımıyordu, daha çok doğal bir uzaklık gibi yaşıyordu. Selim Işık ise Tutunamayanlar dünyasının merkezindeki kırılmayı taşıyordu. Oğuz Atay’ın kurduğu o iç ses, burada bir beden haline gelmişti. Alt basamaklarda Raif Efendi ve Kemal vardı. Biri Kürk Mantolu Madonna içinde sessiz bir aşkın taşıyıcısıydı, diğeri Masumiyet Müzesi içinde hatırayı nesneye dönüştüren bir hafızaydı. Daha aşağıda Raskolnikov ve Ömer yer alıyordu. Suç ve Ceza ve İçimizdeki Şeytan üzerinden gelen bu iki karakter, düşünce ile eylem arasındaki gerilimi temsil ediyordu. Merdivenlerin orta kısmında Ravi, gölgede Hiç ve en alt basamakta Münzevi vardı. Ben ise merdivenlerin başlangıcında, bu yapının hem dışında hem içinde duruyordum. Bu düzen, aslında bir karşılaşmadan çok bir
Kendime Düşünceler
İnsanların neden el ele tutuştuğunu anlıyorum: Her zaman bunun sahiplenmeyle ilgili olduğunu, "Bu benim" demekle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ama aslında bu, teması sürdürmekle ilgili. Sözsüz konuşmakla ilgili diye düşünüyorum. "Seni yanımda istiyorum, gitme" demekle ilgili. ...