Öznur

Lee’yleyken tüm hayatımın etrafında serileceğini görebiliyordum. Nereye oturacağımı, hangi rolü oynayacağımı ve bu rolü nasıl oynayacağımı biliyordum. Hayatında bir yerim vardı ve o yere kendimi elimden geldiğince sıkıştırmış, azize arayan biri için mükemmel sevgili olmaya çalışmıştım. Ama Ben'i, dağılmış saçlarını, utangaç gülümsemesini ve yumuşak sesini düşününce, kalbim göğsümde o kadar sızladı ki neredeyse kırılacaktı ve içim acıdı. Çünkü bence… Bence onu sevebilirdim. İhtiyatlı, organize ve sabırlı hâliyle. Tam olarak olduğu haliyle. Hayatımda mükemmel bir yere oturmak zorunda değildi. Sadece... var olması gerekiyordu.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bazen sadece duvarlarımı indirmek, parçalarımın yere düşmesine izin vermek, keskin kısımlarından rahatsız olmadan beni bir araya getirecek birine sahip olduğumu bilmek istiyordum.
Her zaman kederin bomboş olduğunu yazmıştım. Hiçlik dolu engin bir mağara olduğunu. Ama yanılmıştım. Keder bunun tam tersiydi. Doluydu, ağırdı ve boğucuydu çünkü kaybettiğiniz her şeyin yokluğu degildi; hepsinin toplamıydı, sevginiz, mutluluğunuz, acı tatlı anılarınız, düğüm olmuş bir yün yumağı gibi sımsıkı dolanmıştı.
Ölümün belli bir kokusu vardı. Başta o kokuyu tam olarak tanımıyordunuz ama o alanlarda bulundukça bu kokuya alışıyordunuz. Ben ölümün kokusu olduğunu bu evden taşınana dek fark etmemiştim. Her zaman dünyanın böyle koktuğunu sanmıştım: biraz hüzünlü, acı ve ağır.