Danimarka Prensi Hamlet, Danimarka kralı olan babasının ölümünden sonra bunalıma girer. Eski kralın ölümü üzerinden daha iki ay geçmeden, amcası Claudius annesiyle evlenmiş ve tahta geçmiştir. Bu arada babasının hayaleti ruhsal çöküntü içindeki Hamlet’e görünür ve kendisini öldürenin Claudius olduğunu söyleyerek öcünü almasını ister.
İntikam duygusu, cinnet ve cinayet, keskin zeka ve delilik arasındaki ince çizgi Shakespeare'in çoğu eserinde gözlemlenebilir. Bu temalar o kadar güzel bir dille ifade edilir ki, ben bu dili ve düşünce şeklinin oluşumunu hayal gücü çok yüksek bir çocuk ve hayat tecrübesi ve analiz yeteneği yüksek bir bilgenin karışımı olarak görüyorum. Şu alıntıdaki Shakespeare'ın farkındalık yetenegine bakın, insan fıtratı asla değişmiyor:
""Öyle insanlar vardır ki,,
Kimi yönleri alışılmışın dışında gelişir.
Bu kişilerin öteki yüzleri kusursuz olsa da
Onlar sadece bir tek bu kusurla tanınırlar".
Shakespeare anlatılması kompleks konuları ve duyguları hiç kimsenin aklına gelmeyecek, yüksek hayal ve düşünce gücüne sahip bir çocuğun ve bilginin cümleleri ile çok basitmiş gibi göstererek çok katmanlı bir şekilde anlatıyor gibi. Örneğin, Hamlet, annesini sadık olmadığı için ağır bir dil kullanarak suçlar ve annesi Gertrude şu şekilde cevap verir: "Kelimeler nefesten oluşuyorsa, ve nefes yaşam belirtisi ise, bana söylediklerini nefesimle dışarı verecek canım kalmadı."
Bu alıntı aslında anlatmak istediğim konuya çok iyi bir örnek, Shakespeare bireyin mental çöküşündeki karanlığına teslim oluşunu, sessiz kalışını, hazmedememeyi çok güzel ifade ediyor. Sanatçıların dünyayı algıladıkları farklı bir gözü vardır, normal insanların göremediğini görürler. Ancak, Shakespeare bu gözün birine değil binlercesine sahip. Toplum yozlaşmış ve bireyler tek tip haline