Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur.
Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir.
Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır.
İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
Ahir zamanda,geçmiş Evliyaullah'ın şerrinden ve fitnesinden Allah'a yalvardıkları ahir zaman fitnesinde, İslam akaidini muhafaza edip iman üzere ölebilmek için Ehli Sünnet İtikadı üzere ölmek gerekir.
"Bir fırka kurtuldu diğer 72'si ateştedir."
Gecesini gündüzünü ibadetle geçiren,ilim noktasında üst seviyelere ulaşmış veli zatlar, gözyaşlarıyla son nefeste halim acaba ne olacak diye dert yanarken günümüzde kendi benliğinde bu acıyı,korkuyu yaşayan kaç kişi vardır ?
Ehli Sünnet itikadı üzere olan Ömer Nesefi Hz.lerinin Şerhul Akaid eseri,zamanında alimler tarafından şerh edilmiştir.Sadettin Taftazani tarafından şerh edilen bu eserde senelerce Osmanlı medreselerinde ,kadıların,medrese hocalarının okuttuğu akaid kitabı olmuştur.
Ne yazık ki günümüzde had bilmez insanlar,ezberlerinde binlerce hadisi şerifi ravileriyle beraber bilen,Kur'an-ı Kerime yüzünden mâna verip ictihad yapacak ledün ilmine sahip zatlara noksan akıl ve nefisleriyle dil uzatabiliyor.
Bir hadisi şerifin sahih olabilmesi için ravilerin yani o hadisi bizlere aktaran kişilerin ahlaklarının,yalan söyleyip söylemediklerinin,haram yeyip yemediklerinin dahi dikkat edilerek didik didik herşeylerinin incelenerek günümüze kadar ulaştırıldığı sahih hadislere dil uzatma cüretkarlığını gösterebiliyorlar.
İşte bu karışık asrın bilinmezliği,her kafadan bir sesin çıktığı,hayır benim dediğim doğru,hayır bu doğru,din güncellenmelidir... gibi daha buraya yazmakla bitmez birçok safsatanın dilden dile dolaştığı şu ahir zamanın belasını,Veliler efendimizin işaretleriyle bilmişler de şerrinden Allah'a sığınmışlar.
"Öyle bir zaman gelecek ki imanı elde tutmak kor ateşi tutmak gibi olacak kişi tutsa eli yanacak bıraksa imanından olacak."
Bu eserin aslı,daha asırlar evvel efendimizin mübarek sözleriyle fetihle
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eşper, babasının kumarda hileyle elinden aldığı konağı geri almak ve babasının ölümüne sebep olan kişiden intikam almak için yemin etmiştir.Yasak Aşk ve Eşper, bu intikam arayışındayken, konağı alan kişinin mutsuz bir evlilik süren eşi Verda ile karşılaşır ve aralarında duygusal bir bağ oluşur. Eşper'i seven ve aynı mahallede oturan Nesteren karakteri, olay örgüsündeki üçgeni ve mahalle dedikodularını hareketlendirir. Yeşilçam sinemasına da uyarlanan (1970) eser, klasik Kerime Nadir tarzında, zorlukların ardından mutlu sonla biten bir aşk hikayesini anlatır...
Güller ve DikenlerKerime Nadir · İnkılap ve Aka Kitabevi · 198026 okunma
#okudumbitti
YAZAR: RAMONA EMERSON
YAYIN: THE KİTAP YAYINLARI
ÇEVİRİ: KERİME DALYAN
Herkese merhabalar bugün sizlere Ramona Emerson'un kaleminden çıkan Deklanşör’ün devamı olan Poz ile geldim.
Bu kitapta en az Deklanşör kadar sürükleyiciydi diyebilirim. O yüzden çok uzatmadan siz kitap severlere kitabın yorumunu paylaşmak istiyorum.
Rita, adli tıp fotoğrafçısı olarak ölümün en soğuk yüzüyle her gün karşı karşıya kalan bir kadın. Ancak onu farklı kılan, kurbanların hayaletlerini görebilmesi… Yani onun için hiçbir cinayet gerçekten “susmuş” değil.
Kitap, daha ilk sayfalarda tüyler ürperten bir aile katliamıyla açılıyor. Evdeki herkes vahşice öldürülmüş, tüm şüpheler kayıp olan büyük abiye yönelmiş durumda. Fakat Rita, olay yerinde karşılaştığı küçük kızın hayaleti sayesinde gerçeğin çok daha karanlık olduğunu fark ediyor. Onu, her şeyi değiştirecek bir ipucuna götüren yer ise arka bahçedeki kulübe oluyor… ve orada karşılaşılanlar gerçekten sarsıcı.
Rita gerçeği görse de buna kimse inanmaz. Bu da onu hem mesleğiyle hem de kendi iç dünyasıyla baş başa bırakır. Bir süreliğine uzaklaşmak için gittiği Gallup kasabasında ise bu kez bir seri katilin izine rastlar. Kaçmak istese de, karanlık onu her yerde bulur.
Poz, klasik bir polisiye olmanın ötesinde; gerilim dozu yüksek, yer yer rahatsız edici ve oldukça çarpıcı bir hikâye sunuyor. Özellikle katilin bakış açısına yer verilmesi, hikâyeyi daha da derinleştiriyor.
Serinin bu kitabı da en az ilki kadar sürükleyici ve ürperticiydi. Rita’nın hikâyesi, karanlığın içinden geçerek ilerlemeye devam ediyor… ve ben bu yolculuğun henüz bitmesini istemiyorum.
#ALINTILAR
Keder taşınamayacak kadar ağırdır.
Bu dünyada bir şey bizi incitene kadar hepimiz iyiyiz.
"Bu dünyada gerçek adalet yoktur."
Kitap öncelikle İslam'ın 2.şarti olan namazın sadece bedenen yapılan bir ibadet olmayıp, ruhende bu ibadeti tam manasıyla yapmamız gerektiğini ayeti kerime , hadisi şerif ve mektubati seriften örnek lerle yapmamız gereken leri anlatıyor.Butun okurlara tavsiye ederim.
Rabbim tam manasıyla bu ibadeti yapabilmeyi nasip etsin inşallah