“En ilginç sorular soru olarak kalır. Bir gizem taşırlar. Her cevaba bir ‘belki’ eklemek gerekir. Hayatta sadece faydasız soruların kesin cevapları vardır.”
“Yani ‘hayatın’ çözümü yoktur mu demek istiyorsunuz?”
“‘Hayatın’ pek çok çözümü vardır, yani tek bir çözümü yoktur demek istiyorum.”
“Bence Rose Anne, hayatın yaşamaktan başka çözümü yoktur.”
Yaşı ilerleyenler gençliklerini özlemle anar, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığından yakınırlar; bu yüzyıllardır böyledir. Tamam, bu doğrudur ama onların kastettiği anlamda değil. Çoğu şey eskiden daha iyi değil, daha kötüydü. Ancak insanların bir şeylerin “eskiden gerçekten nasıl olduğunu” unutması son derece kolaydır.
Hani çizgi filmlerde havada koşan tipler olur, sonra aşağı bakıp nerede olduklarını fark edince pat diye düşerler. Ben de boşlukta yürüdüğümü fark edince düştüm. Bir yerdeki boşluğu fark edince orayı doldurmak için çabalamaktan kendini alamıyor insan. Sonunda canının yanacağını hissetse bile. Dilin ha bire çekilmiş dişin boşluğuna gitmesi gibi. Eskiden hatırlamadığımın farkında değildim. Ama sayenizde, bir kere fark edince… artık hep bunu düşünmek kaçınılmaz oluyor. İstesem de istemesem de. Boşluk kaşınıyor.
Ayak seslerinden peşimden geldiğini anlayınca çocukluktan kalma tanıdık bir rahatlamayla içten içe sevindim. Çocuklar bulunmak için saklanır, yakalanmak için kaçarlar. Aranmayanlar ve bulunmayanlar da büyünce benim gibi olurlar. Neyse.