Bazen insan: "Başım dara düştüğünde kefilim ve vekilim olan olur mu acaba" diye sorguluyor. Ardından hakkını müdafaa edecek, ahlakına tas tamam şahitlik edecek birileri bıraktım mı diye düşünürken bırakanlara da imreniyor. Hakikaten var mı sağımız da solumuzda dimdik durabilecek olanlar yoksa yanımızda olanlar ilk mi sağır ve dilsizi oynayacak olanlardır. Ve hakikaten bşr şüphe var ise bunun sorumlusu kimdir? Onlarca insana güven verememiş olan biz mi yoksa güvenilirken güvenimizi idrak edemeyenler mi?
Muhammed Taki Osmânî şöyle dedi:
"Zihninize kibir olduğundan şüphelendiğiniz bir düşünce gelir gelmez Allah Teâlâ'ya şükredin; çünkü kibir ve gururun olduğu yerde şükür, şükrün olduğu yerde de gurur ve kibir yoktur."
Abdülfettah Ebû Gudde, muasır âlimlerden Mustafa Sibâî'nin şöyle dediğini nakleder: "Herhangi bir günahı işlemeye karar verdiysen nefsine Allah'ı hatırlat. Yine de vazgeçmiyorsa güzel insanların ahlâkını hatırlat. Buna rağmen nefsine söz geçiremiyorsan, işlediğin günahı insanların duyması halinde hissedeceğin utancı düşün. Hâlâ o günahı işlemekten vazgeçmediysen o andan itibaren artık insan olmaktan çıkmış sayılırsın." Haris el-Muhasibi, Hakikat Arayanlara Kila z çev Mehmet Talha Odabaşı (İstanbul: Mavi Yayıncılık, 2002), s. 176.
Sürekli olarak işlediği bir günahtan kurtulmak için tavsiye isteyen müridine Muhammed Taki Osmâni şöyle dedi:
"İki rekât tevbe namazı kıl ve bu zamana kadar işlemiş ol duğun bütün günahlar için Cenâb-ı Hakk'tan mağfiret dile. Sonra iki rekât hâcet namazı kılarak Allah'ın sana istikamet na sip etmesi için dua et. Bir dahaki sefere yine o günahı işlemek üzereyken o günah için Allah'ın seni cezalandıracağını hatırla ve başka bir işle meşgul olmaya çalış."