Yalnızlığının en doruklarına ulaşmış bir adamın, varoluş sancılarını okuyoruz.
Dünyanın ve kendinin varolduğunu benimsediğinde bulantıya kapılmak, belki de insanın sık sık pençesine düştüğü bir hastalıktır. Özünü, öz varlığını fark edip kendine dönmek, günden güne azalan bir yetenek.
Yalnızlık ve varoluş, bir madalyonun iki yüzü olarak tanımlanabilir. Hem birbirlerine çok uzak, hem de oldukça yakınlar.
Kitabın eleştirililebilecek yanı, alelade insanların ve tavırlarının bazen yalnızca hareketsiz kalışlarının uzun uzun betimlenmesi ve tanımlanması olabilir. Ancak, bu madalyonun iki yüzü kişide aynı anda vuku bulduğunda, insanın hem yüceltilmesi hem de değersizleştirilmesi söz konusu olacaktır. Dolayısıyla, gündelik hayattaki durumlar ana karakter tarafından, yalnızlığın getirdiği buhranlar ve varoluşa mahkum oluşun etkisiyle yorumlanmıştır.