Allah Resûlü (s.a.v.) hasta olan annesine sığınmış, "Anneciğim, nedir bu hâl?" diye soruyor. "Bu bir hastalıktır," diye yanıtlıyor annesi, "bu hastalığınadı ölümdür." Altı yaşındaki bir çocuk ölümden ne anlar? "Sen de babam gibi mi olacaksın?" diyor. Yani dönüşü ol mayan bir şey mi? Âmine validemiz hiçbir şey söylemiyor. Orada, altı yaşındaki çocuğunun önünde ruhunu teslim ediyor. Ebva'da Allah Resûlü (s.a.v.) hayatının en zor anla rını yaşıyor. Ümmü Eymen annemiz teskin etmeye çalışı yor. Efendimiz (s.a.v.) orada Ümmü Eymen annemize bir şey söylüyor: "Ey Ümmü Eymen! Anne yüzü hiç unutul mayacak bir yüzdür."
Yıllar sonra bu sözün ne anlama geldiğini biz yine Efendimiz'den (s.a.v.) öğreneceğiz. 50 küsur yaşındayken Efendimiz (s.a.v.) Medine'deki mescitte namaz kıldırıyor... Muhtemelen akşam namazı... Fatiha'yı okumaya başlıyor ama bitiremiyor... Ağlıyor, ağlıyor... Sonra bitiriyor na mazı ve sahâbe soruyor: "Ya Resûlallah! Bugün namazda çok duygulandınız, ne oldu?" Efendimiz (s.a.v.) şöyle di yor: "Aklıma annem geldi. Dedim ki şimdi annem hayatta olsaydı, ben de eve varsaydım, başımı dizlerine koysaydım... "Ey anacığım! Oğlun geldi,' deseydim, o da benim saçlarımla oynasaydı... "Bunları söylüyor Allah Resûlü (s.a.v.) ve yine ağlıyor. O ağlayınca sahâbe de ağlıyor. Anne yüzü hiç unu tulmayacak bir yüzdür cümlesinin ne anlama geldiğini ve ana yokluğunun hüznünü Efendimiz (s.a.v.) işte böyle gös teriyor. Baba zaten yoktu, yetimdi. Şimdi ne oldu? Anne de gitti, öksüz kaldı.