Kişinin tevbe ile günahı terk ettikten sonra yapması gereken tekrar o yanlışa dönmemek için çabalamak, tevbe ile ihmali terk ettikten sonra yapması gereken ise tekrar gevşeklik göstermemek için gayret etmektir. Her iki sebep için de sadece "üzgünüm" demek yetmez, muhakkak telafi etmek için gayret etmek gerekir.
"Vel hâl hüve teallübün nefs min zalike'd darâr." Kişinin kendisine ya da bir başkasına verdiği zarardan dolayı acı çekmesidir. Yaptıkları sebebiyle kendini kötü hissetmesi, davranışlarının bir sonucu olarak kendisini ya da bir başkasını üzdüğünün farkına varması ve bundan üzüntü duymasıdır. Kendisini suçlu hisseden biri nasıl olur da yanlış yaptığının bilincinde olmaz? Yanlış yaptığının farkında bile olmayanlar ise suçlu hissetmezler.
Allah (cc) Kur'an'da vahyi sık sık su misali ile açıklar Kur'an-ı Kerim'in yağmur ile karşılaştırılmasının sebebi kaldırır, öfkeyi uzaklaştırır, sakinlik getirir, hayat verir, hayatı suyun ateşi söndürmesidir. Kur'an umutsuzluğu ortadan yeniler. Kur'an'da vahiy için yapılan diğer bir benzetme ise ışıktır. Su ve nur, dünyada yaşamın sağlanmasının iki temel bileşenidir. Ve su, başka bir açıdan bakarsanız, arınmak için, temizlik için bir zorunluluktur. Nur, karanlığın yokluğudur. Nur karanlığı ve tüm karanlık duyguları kaldırır. Öfke, hiddet, umutsuzluk, kıskançlık bunlar karanlık duygulardır. Nur yanar, onları uzaklaştırır. Nurun gelmesiyle hepsi yok olur. "Hak geldi, batıl yok oldu." (İsrâ, 81) Allah'ın sözünün rolü budur. Allah'ın sözüyle olan ilişkinizi yenilemeli, bu sözü hayatınızın tam ortasına oturtmalısınız.
Ne yazık ki biz Allah'ın bu sünnetini unuttuk. Bugün ümmetin büyük bir kısmı, umutsuzluk içinde. Bireysel olarak insanlar çok günah işlediklerini, bu sebeple Allah'a dönmek için bir yol bulmanın imkânsız olduğunu düşünüyorlar. Evet, toplumsal olarak da Allah'tan çok uzaklaştık, çok ifsad edildik, çok haram işledik. Siyasî, ekonomik, sosyal, ahlakî ve manevî olarak çok yozlaştık. Ama gözden kaçırdığımız bir şey var. Şu anda yapılması gereken tek şeyin inananları sürekli ve şiddetli bir şekilde uyarmak, insanlara nasıl da cehennem yolunda olduklarını hatırlatmak olduğu düşünülüyor. Ben ise tam aksine; insanlar umutsuz bir halde iken, Allah'ın rahmetini hatırlatmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum.
Hz. Adem ümitsizliğe düşmüştü, Allah (cc) onu seçti ve vahyini gönderdi. Bir insan umudunu yitirdiğinde, onun ihtiyaç duyduğu tek şey, Allah'ın sözüdür.
Hz. Adem'e sadece bir emir verilmişti: Bu ağaca yaklaşma! "Allah'ım, zor durumdaydım, yiyecek başka bir şey bulamadım." diyebileceği gibi bir durumda değildi. Cennetteydi çünkü. Yine de Allah (cc) tevbesini kabul etti. Oysa biz bahanelerin arkasına saklanıp tevbe etmeyi geciktiriyoruz. Bir mazeretimiz olmasa bile tevbe kapısı açıktır. Allah'ın bu sünneti Hz. Adem aracılığıyla gelmiştir.