Kelami Kibar

Kelami Kibar
@kibarkelami
Puan vermedi·184 syf.··
2020 83. kitabı
Billy Pilgrim Billy Pilgrim Dresten Falan filan Falan filan Falan filan Vesaire Vesaire Vesaire Tralfamador, Tralfamadorlar Bunu tekrarla * (gözlerini yum.. hoop git, aç hoop gel) optometrist Cik, cik, cik
Mezbaha No:5Kurt Vonnegut · April Yayıncılık · 20152,151 okunma
Reklam
8/10
·556 syf.··
2020 80. kitabı
Hayat aslında bir yolculuk azala azala gittiğimiz. Adı Umut bu yolculuğun. Acıdan sevince, yokluktan varlığa, darlıktan genişliğe... Azalmayı, tükenmeyi göze alma pahasına çıkılan. 'Esas oğlan' Tom'dur. Hikayenin etrafında örgülendiği kişi o görünür. Ancak tüm hikayenin çatısı, gizli öznesi Anne'dir. Her şartta ayakta durabilen odur, temeldir, sığınaktır, çatıdır. Yolculuk eksiltirken sevdiklerini birer birer, kalanları sarıp sarmalayandır. Gazap üzümleri, Amerika'nın buhranlı yıllarına ışık olur, farkındalık oluşturur. O yıllarda toprak zenginlerinin tepkisini çeken kitap, bir yandan da dikkatleri yokluk içindeki çiftçilere çekebildiği için değerlidir. 1940'da Pulitzer ödülünü bu kitapla alır.
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
8/10
·254 syf.··
2020 56. kitabı
HAT, Uykuların Doğusu'nda (Doğan Kitap-s. 147) "Beni Kör Kuyularda"nın spoilerini vermiş 15 sene önceden... Kitap o zamandan hazır mıydı? Öyle değilse bile -anlaşılan o ki- son kitabın (Beni Kör Kuyularda) tohumu o zamandan düşmüş kağıda. Belli. (Uykuların Doğusu s. 147) "Evet, işte kırk yıl önce insanın aklını bir şemsiye gibi tersine çeviriveren bu şehir hikâyelerinden birkaçını hasbelkader ben de duymuştum. Bunlardan biri, doğduğu günden beri tek kelime etmeden dünyaya sessizce bakan, bakarken dayanamayıp arada bir ağlayan, ağlarken de gözlerinden gözyaşı yerine irili ufaklı taşlar döken güzeller güzeli bir kızın hikâyesiydi ve sağda solda, bazı kişiler tarafından arada bir anlatılıp duruyordu. Acaba gerçekten anlatıldığı gibi oluyor mu diye, günün birinde gidip ben de gördüm bu kızı. Gider gitmez hemen göremedim aslında, yaylıdan indiğimde, ilkin uğul uğul uğuldayan alacalı bulacalı bir kalabalıkla karşılaştım. Bir ucu kırlangıçlarla birlikte gidiyor, ta aşağıdaki dere yatağına kadar iniyordu bu kalabalığın; bir ucu yola doğru uzanıyor, bir ucu keçi sürüsü gibi kayalıklara tırmanıyor, bir ucu da ahıra benzeyen çatısı teneke kaplı küçük bir evin kapısına yığılmış, yarı açık bir ağızla öylece bakıyordu. Sonra ben oracıkta öğrendim ki, kızın yanına ulaşmak pek de kolay değilmiş; önce dazlak kafalı bir adamın tuttuğu listeye adımı yazdırmam, ardından bir miktar para ödemem, ardından da bir kenara oturup adım okununcaya dek uslu uslu beklemem gerekirmiş. Kızı görebilmek için ben bu şartların hepsini yerine getirdim tabii. Saatler sonra adım okununca da, güllabiciye benzeyen siyah şalvarlı iki adamı takip ederek onların açtığı bir kapıdan içeri girdim ve kızı gördüm. Her yanından pis kokular yükselen, fare tıkırtılarıyla dolu daracık bir yerdi beni götürdükleri oda,
Uykuların DoğusuHasan Ali Toptaş · Doğan Kitap · 20051,455 okunma
6/10
·176 syf.··
2020 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2020 18:27
Burgess'in eserlerinin kendi küçük dünyamda bana bir ufuk açıp açmadığı, bir fark katıp katmadığı konusunu -mastar ben olmadığımdan- bir kenara bırakarak, işbu kitap hakkındaki düşüncemi paylaşayım: Öncelikle, titrinde "Nobel Ödüllü sanatçı" güzellemesi olan bir kaç yazarın (André Gide, William Golding, Antony Burgess) eserlerinden 6 tanesini okumaya çalıştım - çalıştım diyorum çünkü su gibi akan, alıp-götüren, söğüt gölgesinde serinleten türden eserler olmayınca, söyleyeceklerimi, yutulamayıp ağızda büyüyen lokma gibi geveledim hep. Bu yazarları okurken, içsesim "yahu adam/eser nobel almış... Güzel olmasa verirler mi?" diye düşünüp gözlerimi, duygularımı zora koşarken, dışsesim Nobel'in verileceği eserlerin tespitinin -sadece nobelci güruhun bildiği- eser içinde geçen tılsımlı bir ifadeye endekslidir belki, kimbilir yazarlarında med-ceziri vardır, bir kitabı "gel" derken, öteki "git" diyordur ne biliyorsun? ya da eserin orjinalinde olan güzellikler, tarif aynasının sırsız yüzeyinden tam yansımadığı için göremiyorsundur, dil fakiri olmasaydın, perdeli görüşün olmasaydı da güzeli tüm güzelliğiyle arz-ı endam ederken görseydin gibi şeyler mırıldandı ha bire. Bitti şükür. Sonralıkla, kitap özelde benim için Lise 2 Edebiyat öğretmenimin vermiş olduğu yıllık ödevi hatırlatıp, benim de o günlere flashback yapmama yaradı: Ödevin konusu "Türk Halk Edebiyatında Toprak Sevgisi"ydi. Bir radyo programından mülhem Aşık Veysel, Karacaoğlan, Yunus Emre gibi yüce kametleri bir mecliste toplamış "toprak sevgisi" üzerine yazmış olduklarını bendenizin moderatörlüğünde kayda girmiştik. (: Mekan Cennet değil Dünya, konu kişiye özel değil genel, geneldi... Bu anekdotu saymazsak: "Mozart ve Deyyusları" sevmedim. Öznesi Mozart, konusu müzik, dili müzikal terminoloji bezeli poetik bir
Müzik
Mozart ve DeyyuslarAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,070 okunma