"Hayatlarımızdaki en büyük acı, kabul etmediğimiz hatalarımızdan gelendir bizim asıl kimliğimizle uyusmayan hatalardır. Bize öyle zıtlardır ki, onlara bakmaya katlanamayız. Bir vücutta iki insan oluruz, birbirine katlanamayan iki insan. Yalancı ve yalancılardan nefret eden. Hırsiz ve hırsizlardan nefret eden. Bu savaşın verdiği acıya benzer başka bir acı yoktur. Bu aci, bilinç seviyemizin üzerine çıkar, Ondan kaçarız
ama bizimle koşar. Nereye kaçarsak kaçalım, savaşı beraberimizde götürürüz.
İyi insanlara kötü seyler olur. Ama bu iyi
insanlar hayatlarının geri kalanını, sinirden dişlerini gıcırdatarak ce soygunun hatırasını tekrar tekrar kafalarında canlandırarak
yaşamaya devam etmezler. Bizi en çok üzen kişisel felaketler, içimizden atamayacak kadar güçsüz olduklarımız, kabul etmek istemesek de bizim de içinde rol almış olduklarımızdır. Bu yüzden acı çekmeye devam ederiz kökenine inmeyi reddettiğimiz için. Bunu içimizden, bağlı olduğu yerden koparıp atamayız, çünkü bağlı olduğu noktaya eğilip bakmayı reddederiz.
Katlanamadığınız, sinirli olduğunuz, size hata yapan insanların bir listesini yapın ve kendinize sorun, "Ben bu duruma nasıl dahil oldum?
Bu ilişkiye nasıl başladim? Beni etkileyen şeyler nelerdi? Bu davranışlarım dişarıdan bakan bir gözlemci tarafindan nasıl görünüyordu? Sakın,
tekrar ediyorum, sakın diğer insanın yaptığı
kötü şeye odaklanmayı Suçlayacak birisini aramıyoruz. Bunu hayatımız boyunca yaptık ve bizi hiçbir yere getirmedi Elimize geçen tek sey bir şeyler kötü gittiginde suçlanmis bir yığın İnsan
listesi! Uzun, işe yaramaz bir liste! Gerçek soru, sorulması gereken asil soru şu ki Tüm bunların içinde ben tam olarak neredeyim? Odaya giren o kapıyı nasıl açtim?
iBelki de değisimler çok yavas
gerçekleştiğinde, ciddi bir boyuta gelene kadar beyin tarafindan algılanmıyorlardı. Belki de daha fazlasıydı,
Bu bizim, her şeyi bir dereceye kadar görmeye alıştığımız şekliyle gördüğümüz anlamına mı geliyordu? Geçmişe takılmamizın tek sebebi yalnızca basit nostalji ve keşkeler değil de, veri
işleme sürecinde kisa yolları seçen nöronlarımız mıydı? Eğer nesneleri kısmen görmeye yarayan nöronlar, kısmen de geçmişi belirliyorsa - yani kişinin bir anda algıladığı şey o anki algilanı
ile hafizasındaki algılarının birleşimi ise geçmişe takilıp kalmak deyişi bir anlam kazanmıştı. Öyleyse gecmis, anlık duyusal algı kılığına bürünerek şu anin üzerinde garip bir hakimiyet sürüyor ve bize zamanı dolmuş bilgiler veriyordu.