• 77 syf.
    ·4 günde·8/10
    18. yüzyılda Swift “Güliver’in Gezileri”ni hangi amaçla yazdıysa, muhtemelen Ryunosuke Akutagava da Kappa’yı yazarken aklında aynı amaç vardı: kendi toplumunda aksayan yanlarını eleştirmek. “Kappa”yı ütopya türüne dâhil edebiliriz. Bu türdeki kitaplarda görmeye alışık olduğumuz olay örgüsüne burada da rastlıyoruz. Anlatıcı bir kazara eseri Alice misali kendini yabancı bir yerde bulur ve oranın halkıyla karşılaşır. Onlarla bir süre yaşar, onların yaşam tarzı hakkında fikir sahibi olur, öğrendiği bilgileri kendi ulusuyla karşılaştırır ve sonra geri dönüş zamanı geldiğinde kendi ülkesine döner, ancak anlatıcı artık zihnen değişmiştir ve eskisi gibi yaşamına devam etmesi mümkün olmaz ve tekrar o ülkeye dönmek ister. Ütopya türündeki kitaplar üç aşağı beş yukarı genelde bu şekilde anlatılır. “Kappa”daki kahramanımız geri döndüğünde aklını yitirir, insanlıktan iğrenmeye başlar ve bir akıl hastanesinde kendisini ziyarete gelenlere Kappa Ülkesi’nde yaşadıklarını anlatır.

    Ütopya kitaplarının yazılış amaçları ideal toplum düzenini tartışmaktır. Toplumlar arası farklılıklar karşılaştırılıp, en iyi düzene ulaşabilmek yazarın başlıca amaçları arasındadır. Ancak “Kappa”ı ütopya türüne sokmamız yanlış olur. Çünkü bu ülkede hırsızlık, savaş, intihar, sansür, işsizlik rüşvet ve daha pek çok olumsuzluklar vardır. Öyle ki işini kaybeden kappalar devasa kıyma makinelerinde kıyma haline getirilip kasaplarda halka et diye satılır. Aynı şekilde bu kitap içerik itibarıyla distopya türüne de pek girmez. Biz Kappa’ya anti ütopya dersek yanlış olmaz sanırım.

    Kappa sözcüğü yazarın bir icadı değildir. Kappalar Japon halk efsanelerinde sıkça geçmektedir. Su kenarlarında yaşayan, bukalemun gibi renk değiştiren insansı sürüngen yaratıklar olarak tasvir edilirler. Okuyucunun aklına bu canlıların vahşi doğada hayvan gibi yaşadıkları gelebilir. 23 No’lu akıl hastası kahramanımızın Kappa Ülkesi’ne yaptığı bu seyahat mitoloji kitaplarında anlatıldığının aksine kappaların insanlar gibi gelişmiş bir medeniyete sahip olduklarını kanıtlar. Parlamenter hükümet sistemleri, gelişmiş makineleri, ulaşım için arabaları olduğunu anlıyoruz, sanat ve edebiyata önem verdiklerini öğreniyoruz. Hatta komşu ülkelerle savaştıklarını bile okuyoruz. Kahramanımız orada gördüklerini Japonya ile karşılaştırır. İki ülke arasındaki benzerliğe dikkat çeker. Kültürel yaşamlarından tutun da daha hayatın pek çok alanındaki benzerlikler onu fazlasıyla şaşırtır. Kappa Ülkesi Japonya’nın minyatürü gibidir.

    20. yüzyılda Japonya’nın sosyal, siyasi ve ekonomik alanda geçirdiği baş döndürücü değişim beraberinde birçok olumsuzluğu da getirmiştir. Kitapta özellikle sanayileşme, üretim araçlarının insanları işinden etmesi, kapitalist toplum düzeni üzerine derin tartışmalar yapılıyor. Bunun yanında din, ahlak, seks, ölüm, hukuk, ekonomi gibi konular da ele alınıyor ve tüm bunlar çeşitli olaylarla gizlenerek okuyucuya aktarılıyor. Kitabı daha iyi anlamak için sanırım Japon kültüründe büyümek ve Japonya’nın son yüzyıllık tarihini bilmek gerekiyor. Ancak bu şekilde kitabı gerçekte manada anlayabileceğimizi düşünüyorum.