Sesleri renklere, zamanı hareketlere dönüştüren; doğadaki yaşam mücadelesinin kimi zaman olasılığı iki yüzü de tura olan bir paraya dönüşebileceğini gösteren sade ama son derece güçlü bir metinle karşı karşıyayız. Anlatı, doğanın diliyle konuşuyor; açıklamıyor, gösteriyor.
Yitirilmiş bir zaman kavramında, kuraklığın ortasında ektiği mısır için kalmayı seçen yaşlı bir adam merkezde. Hayatını, canlı kalması için mısıra adıyor. Bölgede yaşayanlar tarafından yağmur yağsın diye yapılan ritüel ile kör kalmış bir köpek ve onunla kıtlık zamanında bile yiyeceğini, suyunu paylaşan yaşlı adam insanın doğayla kurabileceği ilişkinin ne kadar çelişkili olabileceğini gözler önüne seriyor. Bir yanda şefkat, umut ve aidiyet; diğer yanda müdahale, körlük ve bencillik.
Anlatımın gücü, süslenmiş cümlelerden değil, sadeliğinden geliyor. Okurken yaşlı adamın doğadaki diğer canlılardan ayrı bir varlık değil, onlarla aynı türdenmiş gibi kurduğu iletişimi görüyoruz. Doğaya hükmeden değil, onunla birlikte var olmaya çalışan ve hatta ikisi arasında kalınca kendini feda eden bir insan portresini var eden kısa ama etkileyici bir metin.