"Biliyor musun," diyor yatağın tepesindeki tülle konuşur gibi, "sana âşık olmamın en büyük nedeni bu."
"Havada uyuyamayışım mı?"
"Hayır. Dünyayı herkesten farklı görmen."
"Nasıl biri, öyleyse?" diye soruyor Eliza.
Abisi cevap vermeden önce biraz düşünüyor. "Onun gibisini tanımamışsındır. İnsanların ne diyeceği umurunda bile değil. Kendi bildiğinden şaşmıyor." Öne doğru eğilip dirseklerini dizlerine dayıyor ve sesini alçaltarak fisıldamaya başlıyor. "Birine bakıp ruhunun en derinliklerini görebiliyor. İçinde bir nebze kötülük yok. İnsanı olduğundan farklı göründüğü ya da olması gerektiği gibi olduğu için değil, olduğu gibi seviyor." Eliza'ya bir bakış atıyor.
"Bunlar az bulunur özellikler, değil mi?"
Aynı zamanda insanın olmak zorunda olduğu kişi olabildiği için değil, olduğu gibi, koşulsuz şartsız sevilmesinin nasıl bir şey olduğunu hatırlayarak büyüyor.
Onu aynı şekilde sevecek birine rastlayıncaya kadar bu anıyı yeterince canlı tutabilmeyi umuyor. Rastlarsa da, hiç tereddüt etmeyecek. Varlığını sürdürebilmek için, bir kaçış yolu olarak ona sımsıkı sarılacak. Başkalarının karşı çıkmalarına, itirazlarına, mantıklı sözlerine kulak asmayacak. Onun şansı, taşın ortasındaki daracık delikten geçebilme fırsatı bu olacak ve hiçbir şey onu engelleyemeyecek.