Titanik’in batması sadece insanların hatası değil büyük bir şanssızlığın insanların hatası ile birleşimi sonucunda gerçekleşti. Ve şanssızlık daha ağır basıyordu. Aslında Titanik’in batması için evren bir yıl öncesinden hazırlık yapmaya başlamıştı ama neyse… beni üzen tek nokta böylesine ihtişamlı bir yapının insanlığın böylesine başarılı bir projesinin 2 saat içerisinde bir hiç oluşuydu. Rose ve Jack’ın aşkı umurumda değil gemideki statüden kaynaklanan insan ayrımı bile umurumda değil ama birkaç saat içerisinde kaç yıllık emeğin okyanusun dibine oturması çok can yakıcı. Beni üzen ve hüzünlendiren tek gerçek bu aşkmış zengin fakir ayrımıymış entikaymış tamamen palavra… biraz insanlığın hayallerine şaşırıp hayallerinin yıkılışına üzülelim her şeyi aşka indirgeyip anlamsızlaştırıp basitleştirmenin lüzumu yok. Bu bakış açısı ile filmi izledikten sonra gerçekten Titanik’i izledim diyebilmeli insan.
Bir yere gitmemiz gerekmeseydi iyi olurdu. Dolaşırdık topraklarımızda, kimseye bir zararımız olmayacaktı aslında. Ekmek aldığımız bir kapıdan hakikat tartışacaktık, bilgi verecektik… Onlardan hakikat gerçeklikleri alacaktık.
Bizler, tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız ya da yerimiz yok, ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük buhranımız; hayatlarımız.