"Herkes Jack'i istiyor," dedi Leyla Meryem'e. "İşte, mesele bu. Herkes Jack'in gelip onları felåketten kurtarmasını istiyor. Ama Jack'ten hayır yok. Jack geri dönmeyecek. Jack öldü."
Titanik’in batması sadece insanların hatası değil büyük bir şanssızlığın insanların hatası ile birleşimi sonucunda gerçekleşti. Ve şanssızlık daha ağır basıyordu. Aslında Titanik’in batması için evren bir yıl öncesinden hazırlık yapmaya başlamıştı ama neyse… beni üzen tek nokta böylesine ihtişamlı bir yapının insanlığın böylesine başarılı bir projesinin 2 saat içerisinde bir hiç oluşuydu. Rose ve Jack’ın aşkı umurumda değil gemideki statüden kaynaklanan insan ayrımı bile umurumda değil ama birkaç saat içerisinde kaç yıllık emeğin okyanusun dibine oturması çok can yakıcı. Beni üzen ve hüzünlendiren tek gerçek bu aşkmış zengin fakir ayrımıymış entikaymış tamamen palavra… biraz insanlığın hayallerine şaşırıp hayallerinin yıkılışına üzülelim her şeyi aşka indirgeyip anlamsızlaştırıp basitleştirmenin lüzumu yok. Bu bakış açısı ile filmi izledikten sonra gerçekten Titanik’i izledim diyebilmeli insan.
...artık kaçacak yerin olmadığı yerde,
acıyla yüzleşmek de kaçınılmazsa en iyi bilinen şeyi yapmak gerekirdi.
Müzikse müzik, özlemse özlem .
Giderek batan bir dünyanın telaşına vaktimiz yok.
Elimizdeki kemanla başka melodiler çalmak zorundayız.
— Bir an önce varmış olmayı istiyorum, dedi.
Omuzlarımı silktim:
— Yeryüzünde güvenle yolculuk yapacağımız bir gemi varsa, o da bu gemidir. Kaptan Smith'in dediği gibi, "Tanrı bile bu gemiyi batıramaz!"
Böyle demekle onu rahatlatacağımı sanırken büsbütün ürküttüm. Koluma yapıştı:
— Böyle konuşma! Asla! dedi.
— Niçin böyle telaşlanıyorsun? Laf olsun diye söyledim. Bunu sen de biliyorsun.
— Bizde, bir imansız bile böyle bir şey demeye cesaret edemez.