• 336 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Dili sade ve oldukça akıcı bir kitaptı. Aşkı kutsallaştıran bir hikâyeydi ki kitabı bitirdiğimde ben de yazarın düşüncelerinde boğuldum. Evet çok güzel bir hikâyeydi ama baktığımız zaman da klasik bir Sarah Jio hikayesiydi. Yani bu kitap Sarah Jio'dan okuyacağınız ilk kitapsa sizi duygu okyanusunda boğabilir ama daha önce diper eserlerini de okuduysanız biraz bağışıklık kazanmış olacaksınızdır. Yine de beni her zaman rahatlatan bir yani var.

    Cennetten bir parça oldupuna inanılan bir adada yaşayan, Elliot ve Esther' ın yıllar süren ve hiç birlikte olmamalarına karşın birbirlerine nasıl büyük bir aşkla bağlı olduğunu görüyoruz bu eserde. Ancak bu aşk büyük bir sır ve oldukça gizemli. Adaya tatile gelen aldatılmış ve yeni boşanmış bir yazar olan kahramanımız Emily ise bu büyük gizemi çözmeye çalışıyor ve sonunda gizemi çözmekle beraber hayatının aşkına da ulaşıyor.
  • 88 syf.
    ·7/10
    Halil Cibran'ın mükemmel akıcı betimlemeleri ile harmanlanmış umutsuz bir aşk hikayesi. "...mutluluğun anısının mutsuz ettiği..." sözüyle beni inanılmaz etkilemiştir. Kitap'ta ilk aşkı olan Selma Karami'ye olan aşkından bahseder.
  • 456 syf.
    ·21 günde·9/10
    Açıkçası çok fazla romantizm konulu kitapları sevmiyorum ve ilk kitabı "Senden önce ben" fazlasıyla aşk dolu olduğu için bu kitabını da öyle sanmıştım.Fazlasıyla aşk cümleleri beklediğim bir kitaptı fakat ne mutlu bana ki beni şaşırttı. İlk kitabının aksine bu kitapta aşkı çok aşırı gözümüze sokmuyordu. Bu beğendiğim bir özellik oldu. Kitap gayet akıcı ilerledi. Beğendim fakat "bayıldım" diyebileceğim bir düzeyde de değildi benim için.
  • 336 syf.
    ·9 günde·Beğendi
    20 Mayıs 1799 tarihinde, Fransa’nın Tours kentinde gaddar, huysuz ve ilgisiz bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen Balzac, annesinin keyfine düşkünlüğü sebebiyle evinden uzakta bir yetimhanede, sütanne elinde büyümüştür. Doğumgünü, Saint Honore Yortusu'na denk geldiği için ismi Honore koyulmuştur. İleriki yaşlarında Paris'e yerleşerek hukuk öğrenimi görmüştür. Hayatının her döneminde, orta sınıfa ait bir aileden geldiği için utanan Balzac, Honore Balssa olan gerçek ismini, sırf aristokrat bir kimliğe bürünebilmek için değiştirmiştir. Zira ''-de'' takısı, sadece aristokrat ailelere ait bir takıydı...

    1827 yılında, henüz 28 yaşında iken, 45 yaşındaki Madam Laure de Berny ile 16 yıl sürecek bir gönül macerasına atılmıştır. Madam, Balzac' ın hem sevgi açlığını doyuruyor hem de Balzac'a maddi olarak destek sağlıyordu. Bu ilişki sırasında Madam'a ihanet ederek yine bir aristokrat olan evli Düşes d'Abrantes ile de sık sık kaçamak yapıyordu.

    "Hayatımdaki en büyük güç, tartışmasız kahvedir" diyen ve günlük 18 saat okuyup yazarak çalışan Balzac'a, bu çalışmalarında günde 50 fincan kahve eşlik etmektedir. Fransız kaynaklarına göre ya aşırı doz kafein tüketiminin sebep olduğu kalp yetmezliği ya da kafein zehirlemesi sonucu vefat etmiş Balzac.

    Tam anlamıyla bir Balzac hayranı olan ve edebiyat dünyasına Balzac çevirileri yaparak giren Cemil Meriç, çevirisini kendisinin yaptığı, Üniversite Kitabevi tarafından 1943 yılında basılan ''Altın Gözlü Kız"adlı Balzac kitabının ön sözünde Balzac hakkında şöyle söylüyor :

    "Napoleon, onun nazarında ilahileşen beşer iradesiydi. Napoleon olmak ihtirası ile tutuşan genç Balzac, Zweig'in dediği gibi-birkaç yıl evvel doğsa, şüphesiz ki omuzları apoletli kahraman bir başbuğ olacaktı. Halbuki şimdi kainatı fethetmek için tek vasıta kalıyordu : San'at. Damarlarında imparatorluk devrinin cengaverlik ateşi yanan Balzac da, edebiyat dünyasının imparatorluk tacına göz dikti. Ve Napoleon'un bütünün altına "Onun kılıçla bitirmediğini ben kalemle tamamlayacağım " yazmıştı.

    Şimdi, Balzac'ın özel hayatına neden girdiğimi, bizleri ne ilgilendirdiğini soracaksınız. Bu özelleri bilmeden Balzac’ı, daha doğrusu "Vadideki Zambak" ı tam özümsemeyebiliriz zannımca. Çünkü Balzac bu eserinde bizlere kısmen de olsa, otobiyografik bir hikaye sunuyor.

    Kitabın ilk sayfalarında çok sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Ancak bitirince, bunca zamandır okumadığım için pişmanlık duyduğum, haklı bir hayıflanma yaşadığım bir eser olarak gönlümde yerini aldı.

    Ana kahramanımız Felix, eserin girişinde, sayfa 15'te kendisini bizlere takdim ediyor:

    "Yeni doğmuş bir çocuktum; hangi gururu kırmış olabilirdim? Hangi bedensel ya da hangi ruhsal kusur, annemin bana soğuk davranmasına neden oluyordu? Görevin çocuğu muydum, doğumu bir rastlantı olan çocuk mu yoksa yaşamı bir serzeniş olan çocuk mu? Köye sütanaya verilmiştim,ailem üç yıl boyunca unutmuştu beni, babaevine döndüğümde öylesine küçümseniyordum ki, görenler acıyorlardı."

    Aristokrat bir ailenin, sevgi, şefkat ve ilgi görmemiş oğulları olan Felix de Vandennesse ile evli ancak mutsuz Madam Henriette de Mortsauf'un aralarında cereyan eden tertemiz, saf ve masum aşkı konu alıyor Vadideki Zambak. Evli kişinin temiz aşkı mı olur demeyin lütfen, Balzac yapmış, mis gibi de olmuş...Felix'in Natalie de Manerville'ye yazdığı mektup ile başlayan kitap, Natalie'nin cevap mektubu ile son buluyor. Bir nevi bizler Felix'in mektubunu okuyoruz.

    Felix ve Henriette başta olmak üzere, tüm karakter tahlilleri oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş. Mekan tasvirleri ise kimi yerlerde sayfalarca sürüyor ama asla okuyucuyu(en azından beni) sıkmıyor, yormuyor, bunaltmıyor. Buradan da anlıyoruz ki Balzac'ın inanılmaz güçlü bir gözlem yeteneği mevcut. Bu konuda yine Cemil Meriç'in şöyle bir beyanatı var:

    "Balzac' ın heybet ve kudreti - kandan, çamurdan ve altından- rüyalar ile bütün bir asrı ifade edebilmesindedir.
    Balzac hakkında esaslı bir görüş sahibi olabilmek için bütün dünyayı dolaşmak, saraylardan kulübelere, mabetlerden fuhuş evlerine, kumarhanelerden harp meydanlarına, Paris'in en tantanalı mahallelerinden Fransa’nın en ücra eyalet kasabalarına, Norveç'in şairane körfezlerinden İspanya'nın kum çöllerine, Nil boylarından Sibirya' ya kadar muharririn peşi sıra gitmek lazım"

    Eser boyunca, esere hakim olan romantik anlatımın haricinde sıklıkla, aforizma olarak nitelendirebileceğimiz felsefi ve dini anlatımlara da rastlıyoruz. Vadideki Zambak için kuru kuruya bir aşk romanı demek, kesinlikle Balzac'ın kemiklerini, bizlerin de vicdanını sızlatacaktır. Zira Balzac, aşk olgusu altında, doğu batı sentezi, feodalite, taşra ve kent yaşamı, annelik, fedakarlık, vicdan, ızdırap, ahlak, erdem, etik değerler, prensipler ve iffet gibi psikolojik ve sosyolojik ögeleri de sorgulatan bir eser çıkarmış ortaya.

    Kitabın ilerleyen bölümlerinde Balzac, İngiliz Lady Dudley ile Fransız Madam Mortsauf üzerinden bir İngiltere - Fransa karşılaştırması da yapıyor ve tarafını net bir şekilde ortaya koyuyor ki bu benim en sevdiğim kısım oldu eserde. Tabiri caiz ise İngiltere'yi aklınıza gelebilecek her açıdan yerle yeksan ediyor.

    Balzac'ın "Yazması yirmi yılımı alan, en kusursuz eserim" dediği Vadideki Zambak, 1835 yılında Fransa'da Revue Paris Gazetesinde tefrika edildikten sonra 1836 yılında kitap haline getirilmiş ve ilk basımı yapılmıştır. Zor olmasına rağmen asla okuyucuyu zorlamayan dili ve şiirsel üslubu sayesinde edebi hazzın doruklarına vardığımı düşünüyorum.

    Zaten büyük üstad Tanpınar da Balzac okumamızı, onun derinliklerine inmemizi arzu etmiş:

    "Bugün bile Balzac, gerek eserleriyle, gerek roman tekniğine getirdiği yenilikler, hatta keşiflerle tahminimizden çok fazla taklit edilmektedir. Balzac’vari roman, bu nev’in Proust, James Joyce, Dostoyevski gibi yenileştiricilerine rağmen, hâlâ mühim bir yekûn tutmaktadır.
    Kaynakları hem hayal, hem hakikat. Rüyayla kaynaşan gerçek. Bu romanlar birer itirafname değil, Balzac konuları seçmez, konular seçer Balzac’ı.”

    Eseri bu denli beğenmemde, çevirisini muhteşem bir şekilde yapan Sevgili Tahsin Yücel'in katkılarını da göz ardı edemem pek tabii ki.

    "Doğrusunu söylemek gerekirse bu roman, bir Goriot Baba’nın, bir Langeais Düşesi’nin sürükleyiciliğinden, bir
    Köylüler’in, bir Eugénie Grandet’nin gerçekçiliğinden, bir Altın Gözlü Kız’ın, bir Sarrasine’in büyülü havasından
    yoksun görünür; üstelik, belki de günahtan çok erdemin romanı olduğu için yer yer ağır, yer yer gereğinden fazla
    özenlidir. Bu yüzden olacak, kimileri Vadideki Zambak’ı Balzac’ın başyapıtı olarak nitelerken kimileri de sıradan
    romanlarından biri olduğunu söylemişlerdir. Ne olursa olsun, zaman Balzac’ı haklı çıkarır: Vadideki Zambak, Balzac’ın
    en çok okunan romanlarından biri olur, Balzac’ın en çok okunan romanlarından biri olmak da, belirtmek gerekir mi
    bilmem, dünyanın en çok okunan romanları arasında yer almak anlamına gelir. Ama, bugün bulunduğumuz noktadan
    bakılınca bu büyük ilgiyi açıklamak hiç de zor değildir."
    Tahsin Yücel /Sunuş
  • "Kürtler/ Irfansız, asılsız ve temelsizdirler. Çesitli milletler kitap sahibidir, sadece kürtler nasipsizdirler." Hem düşünce adamları demesin ki " Kürtler, amaç edinmediler aşkı. Hep birlikte ne ne isterler, ne de istenirler. Hep beraber ne severler, ne de sevilirler. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. Hakikî ve mecazi aşktan da boştur" Hayır... Kürtler o kadar kemalsiz değil, fakat öksüz ve mecalsizdir. Hep birden bilgisiz ve cahil değil, sadece sefil ve sahipsizdir.
  • 340 syf.
    ·Puan vermedi
    Kırmızı Anahtar #starkyorumluyor
    İki taraflı bir kitap olan Kırmızı Anahtar’da Kırmızı, aşkı temsil ederken Anahtar, akıl ve mantığı temsil ediyor. İstediğiniz yönden başlayabilirsiniz diye kitabın en başında not düşmüş yazar. Tam ortalarında ise Mantık ile Aşkın Kesişmesi var. Kırmızı kısımda aşk ile ilgili örneklemeler, açıklamalar, öyküler ve tavsiyeler bulunuyor. Aşk ve aşk ile ilgili terimlerin başlıkları altında çok güzel, duygusal yazılar yazmış ve terapiler sunmuş yazar. Aynı şekilde Anahtar kısmında ise akıl ve mantık ile ilgili terimlerle ilgili açıklamalar, tavsiyeler, öyküler vs. bulunuyor. Ben kitabı çok beğendim. Bana göre gayet akıcı bir dille yazılmıştı. Ama kişisel gelişim tarzında kitapları sevmeyenlerin ilgisini çekmeyebilir. Ben öykülerle anlatımlı kısımları daha beğenirken diğer kısımlarda zaman zaman sıkıldığım oldu. Genel itibariyle başarılı ve yararlı bir kitap olduğuna inanıyorum. Aşk ve mantık arasında kalanlar için duygularını ve mantıklarını idare etmeleri amacında yeterli bir kitap olduğunu düşünerek tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim.
  • 484 syf.
    ·41 günde·Beğendi·9/10
    Profesör Maximilian Wagner ile Nadia'nın sınır din millet önyargı tanımayan aşkı.
    Insanoğlu ne zulümler yaşamış ne acılar çekmiş, nelerin üstü örtülmüş diyor insan kendi kendine.
    Nazi almanyasında yaşanan bir Aşk olma sebebiyle, biraz da yakin tarihi öğrenmiş bulunuyoruz.

    Yine Livanelinin okunması gereken güzel eserlerinden biridir.

    Kitap okumaya devam diyoruz.