9/10
·368 syf.··
2026 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 03:13
madam bovary okurken kendimi emma’ya beklediğimden çok daha yakın hissettim. çünkü emma’nın asıl derdinin aşk olmadığını düşünüyorum. o sürekli yeni bir aşka koşuyor, bir sonraki insanın hayatındaki boşluğu dolduracağını sanıyor ama bence aslında aradığı şey bir sevgili değil. içinde gerçekleştiremediği, bir türlü ulaşamadığı daha büyük bir hayatın özlemini çekiyor. bu yüzden emma’ya kızmakta zorlandım. evet, zaman zaman inanılmaz derecede düşüncesiz ve bencil davranıyor ve aynı zamanda sürekli “bu mu yani?” hissiyle yaşayan biri. hayatın ona vaat ettiğinden daha fazlasını istediği için durmadan yeni heyecanların peşine düşüyor. sorun şu ki o heyecanların hiçbirinde aradığı şey yok. kitap boyunca emma’nın her yeni aşkı büyük bir çözüm gibi görüp birkaç sayfa sonra yine mutsuz olmasını izlemek biraz benim internet alışverişi alışkanlıklarıma benzedi. “bir sonraki şey kesin beni mutlu edecek.” sonuç: yine aynı boşluk. flaubert’in dili ve karakterleri inanılmaz güçlüydü. emma’yı hem anlamak hem de zaman zaman saçını başını yolmak istedim. kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey bir aşk hikâyesinden çok, insanın kendi içindeki eksikliği dışarıda aramasının ne kadar yorucu olduğu oldu.
Madam BovaryGustave Flaubert · Ema Yayınları · 201740,9bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 52. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:48
Antik Yunan mitolojisine ilgisi olan biri olarak bu kitabı büyük bir keyifle okudum. Mitolojik hikâyeleri sadece anlatıp geçmek yerine, onları insanın sevme ve sevilme ihtiyacıyla ilişkilendirmesi kitabı benim için çok daha anlamlı ve ilgi çekici bir okuma deneyimi sundu. Eros, Afrodit ve Psykhe’nin hikâyeleri üzerinden yalnızca aşkı değil; insanın aidiyet arayışını, eksiklik hissini, kendini keşfetme yolculuğunu ve ruhsal dönüşümünü de ele alıyor. Mitoloji kitaplarında bazen olay örgüsünün ön plana çıkıp düşünsel tarafın geri planda kaldığını hissedebiliyorum; ancak bu kitapta tam tersine, anlatılan her efsanenin altında günümüz insanına dair bir sorgulama bulunuyor. Bu yönüyle okurken sadece mitolojik karakterleri değil, zaman zaman kendimi ve kendi düşüncelerimi de sorguladım. Özellikle aşkın insanı tamamlayan bir unsur mu yoksa kişinin önce kendi bütünlüğünü bulması gereken bir süreç mi olduğu üzerine yaptığı vurgular dikkatimi çekti. Tuğba Sarı Ünal’dan ilk kez bir kitap okudum ve kalemini gerçekten sevdim. Anlatımı sade, akıcı ve samimi. Felsefi ve psikolojik yönü ağır basan konuları bile okuyucuyu yormadan aktarabilmiş. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de bilgi verirken didaktik bir dile düşmemesi oldu. Hem mitolojik hikâyeleri öğreniyor hem de onların altında yatan anlamlar üzerine düşünme fırsatı buluyorsunuz. Mitolojiye olan ilgim nedeniyle kitabı ekstra sevmiş olabilirim ancak sadece mitoloji meraklılarının değil, insan ilişkileri ve duygular üzerine düşünmeyi seven okurların da keyifle okuyabileceğini düşünüyorum. Kısa olmasına rağmen birçok düşünceyi içinde barındıran, okudukça yeni kapılar açan ve bende güzel bir iz bırakan bir kitap oldu. Yazarın diğer eserlerini de merak etmeme sebep olan, benim için oldukça keyifli ve verimli bir okumaydı.
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 20267 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·103 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 23:52
Kitap Dilber adında güzeller güzeli Kafkasyalı bir kızın 9 yaşında esir edilmesini ve insan satıcılığının yıkıcılığını derinden ve güzel bir dil ile anlatıyor. Aynı zamanda aşkı okuyucuya hissettirir biçimde çok güzel betimlemiş. Okunması gereken kitaplar arasında, keyifli okumalar. "Kırılmış bir gönül, satılmış bir aşk, mazi olmuş bir istikbal, hep orada, arkasında duruyordu."
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Tümce Yayınları · 200856,5bin okunma
4/10
·160 syf.··
2026 26. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
Kitap tam bir hüsran. Kadın erkek eşitliğini savunup, özgürlük adı altında kadını aşağılamakla eşdeğer bence ana karaktere biçilen rol. Arzuyla aşkı yazarın ayırt edebildiğine de eminim daha çok daha eski kitaplarından ama son yıllarda asla kitaplarından memnun kalamıyorum. Bundan sonra yazmaya devam etse de ki etmemeli bence, okuyacağımı sanmıyorum
4 Gün 3 GeceAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20242,757 okunma
Bu kitabı açtığımda; karşıma doksan yaşında bir ihtiyar değil, adeta bu topraklardan gelip geçmiş nevi şahsına münhasır bir kalemin aksi çıktı. Kitabın başkahramanı; o huysuz, kimseleri beğenmeyen ama kabuğunun altında yufka bir yürek taşıyan, nostaljinin o koyu, puslu dehlizlerinde kaybolmuş gazeteci adam, bana her satırda unuttuğumuz bir dostu hatırlattı: Engin Ardıç. ​Okurken sanki Márquez’in kurgusunu değil de, Ardıç’ın fani dünyaya veda etmeden evvel bir kenara iliştirdiği, o kendine has müstehzi ve aristokrat anılarından birini okuyormuş hissine kapıldım. Düşünce tarzındaki o keskin, tavizsiz ama bir o kadar da melankolik tını, tam anlamıyla onun ruhunun bir yansıması gibiydi. Ne hazindir ki, kaderin mukadderatı buradaki en büyük tezatı önümüze koyuyor. Kitabın kahramanı doksanıncı yaşının eşiğinde hayatın ve aşkın o en rafine sırrına ererken, Engin Ardıç değil doksanın seksenin bile ne menem bir şey olduğunu göremedi. Bu hüzünlü kıyasın ötesinde, kitap beni başka bir iklimin sultanı ile tanıştırdı. Bu eser, bugüne dek yazılmış, aşkın o en saf, en el değmemiş ve en büyüleyici betimlemelerini barındıran bir şahaser. Márquez, şehvetin kirli sularından, aşkın o her şeyi temizleyen, ruhu arındıran göksel nehrine öyle bir köprü kurmuş ki, hayran kalmamak elde değil. Kitap, aşkın fiziksel bir doyumdan ziyade, iki ruhun zamanın ötesinde, sessizce birbirine dokunuşu olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza. ​Hülasa; Benim Hüzünlü Orospularım, bana hem edebiyatın o evrensel ve sınır tanımaz gücünü bir kez daha gösterdi hem de bu topraklardan geçen keskin bir kalemin, Engin Ardıç’ın hatırasını hüzünlü bir tebessümle yad ettirdi. Aşkı, nostaljiyi ve bir ömrün muhasebesini böylesine muazzam anlatan bu eser, kütüphanemin en mahrem köşesinde yerini aldı.
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
9/10
·400 syf.··
2026 34. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:30
Şeyma Demir’in Kızıl Kardelen isimli serisinin ilk kitabıyla geldim. Kitabımız bir dönem hikayesi ve o kadar iyidi ki kendimi bir an Osmanlı zamanında gibi hissettim. Kardelen’i okumak güzeldi. Onun o muhteşem güzelliğine rağmen halkı tarafından büyücü ve lanetli olarak yaftalanması çok kırıcıydı. Öte yandan Kara Bey’in de kendine göre yaraları vardı fakat sert duruşuyla ve otoritesiyle bunu gizlemeyi başarabiliyordu. Kardelen ve Kara Bey’i okurken çoğu zaman deli olsam da o ikisini okumak ve tanımak güzeldi. Kara Bey’e çok fazla sinir olduğum kısımlar oldu, onu anlamaya çalıştığım kısımlar oldu ama bazı yerlerde cidden ayıp etti. Oysa adamakıllı oturup konuşsalar bir mesele kalamayacak ama işte. Kara Bey bunca yıl sonra Kardelen’in ona hissettirdiklerinden korktuğu için ne yapacağını bilemedi. Bu kısımlarda ona o kadar üzüldüm ki… Kitap akıcı ve okuması keyifliydi. Bazı yerlerde gülerken bazı kısımlarda gözlerim doldu. Kitapta smut sahne yoktu fakat yazar öyle güzel yazmıştı ki aşkı ta kalbimde hissettim. Kitabı okurken çoğu zaman kendime kızdım, neden daha önce okumadığım için. Kardelen’in şüphelendiği şey gerçek mi bilmiyorum. Eğer gerçekse Kara Bey’in Allah yardımcısı olsun. Bunun haricinde Kara Bey’in askerlerinin hikayesini de çok merak ettim. Murat, Alp, Sinan ve Kağan… Diyalogları ve birbirleriyle uğraşmalarını okumak çok keyifliydi. Yani kısaca benim çok severek ve keyif alarak okuduğum bir Şeyma Demir kitabı oldu. Eğer tarihi kurgu okumayı seviyorsanız kesinlikle bu kitabı da seversiniz. Kitapla kalın dostlar…
1000Kitap
Kızıl KardelenŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2022676 okunma