• Kazaklar, adlı kitap beni Tolstoy ile tanıştıran eser olarak tarihe geçmiş bulunmakta. :)

    Tolstoy Kazaklar'ı 1852'de yazmaya başlayıp on yıl boyunca tamamlayamamış. Bunun nedenini merak etmedim değil. Çünkü bu kitap olay yoğunluğu az olup betimlemeler ile zenginleştirilmiş bir eser niteliğinde.

    Fikrimce hayat koşuşturmasından yorulup, hafif bir şey okumak isteyenler için bu kitap hiç de yanlış bir seçim olmayacaktır. Çünkü eser, sade anlatımı ve mükemmel betimlemeleri ile sizi sürükleyerek taaa Kafkaslarda Terek Nehri civarında yaşayan Kazaklara misafirliğe götürecek.

    Kitapta aşırıya kaçan bir yer çarpmadı gözüme. Tolstoy her ne kadar bu eseri toparlamayı geciktirmiş olsa bile bence teraziyi dengede tutmayı başarabilmiş. En nihayetinde Tolstoy... :)

    Olayın az olup betimlemelerin yoğun olduğu bu kitapta Tolstoy aslında birden fazla noktaya değinerek birçok şey irdelemiştir.

    -SPOİLER-
    Kabaca bu, kendini aramaya çıkan bir adamın (Olenin'in) hayal kırıklığı ile son bulan hikayesidir.

    Eser Moskova'da yaşayan genç ve zengin olan Olenin'in bu hayattan bir hayli sıkılmış olup bir türlü aşkı bulamaması ile başlar. Olenin uşağı Vanyuşa ile birlikte Rus ordusuna yazılıp Kazaklar'ın yaşadığı bir köye gönderilir. Orada güzel bir Kazak kızı olan Maryanka'ya aşık olur. Fakat Kazakların Rusları sevmemesi ayrıca daha sonrasında Maryanka'nın Lukaşka adlı bir kazak ile sözlenmesi nedenleriyle aşkına karşılık bulamaz.
    Bir aşk hikayesi etrafında Tolstoy
    - İki hayatı karşılaştırır. Biri aristokrasi dünyası diğeri ise daha önce başka bir kültür ile karşılaşmayan halktır. Özellikle kitabın sonlarına doğru çok beğendiğim, Olen'in mektubunda, yazdıkları ile de farklılığa açıklık getirir.
    -Aşkı arayıp "Peki aşk nerede? Neden gelip elimi kolumu bağlamıyor?" (sf.16) diyen Olenin'in hayalinde gizlediği o kadına aşık olup kendini aşk konusunda sürekli sorgulaması yer alır. "Daha sonra bu güzelliği seyretmenin hayatımın vazgeçilmez bir gereksinimi olduğunu hissettim. İşte o zaman kendi kendime onu sevip sevmediğimi sormaya başladım." (sf.173)
    - Mutluluğu malk mülkte değilde gerçek hayatta,' başkalarını mutlu etmekde olduğunu' fark eden Olenin'in yaşadığı hayal kırıklığı sonucu mutluluğun, başkalarını mutlu etmekte olmadığını kendini mutlu etmekte yattığı kanaatine varır.
    - Çeçenler ile Kazaklar arasındaki askeri mücadeleler(Kazakların Çeçenleri öldürmesine çok kızdım) ve bunun sonucu yaşanan ölüm karşısında takındıkları soğukkanlı tavırlar irdelenen konular arasında yer alır.

    İncelemeyi çok uzattım sanırım fakat bunların hepsi Tolstoy yüzünden. :)
    Kendimi bir gezi yazısı yazıyormuş gibi hissettim. Bu seyahat sonucu aklımda bir çok an kaldı.
    Ayrıca eserde kendisini sevip, bu kadar dağınık oluşuna şaşırdığım Yeroşka amca ile tanışmayı çok isterdim. Koca Bilge...

    Öncelikle sabır gösterip okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
    Keyifli okumalar ve iyi yolculuklar dilerim... :)

    https://www.youtube.com/...ndex=129&list=WL
  • ALLAH, KURAN VE NEBİ- RESUL AŞKINA! BİR KAÇ KİTAP OKUYUPTA İSLAM DİNİ HAKKINDA FETVALAR VERMEYİN. KENDİNİZE FAYDANIZ YOK. BARİ İNSANLARIN İMANINDAN EL ÇEKİN!!!!!!
  • Cemile, masum mu yoksa değil mi karar veremediğim, aşkına sonsuz inancımın olduğu hoş bir kitaptı. Doğallığı, masumluğu, samimiyeti verirken yanında ihaneti de mi işaret ediyor acaba diye düşündürmedi değil hani. Çok sade, içten içe insanı yakan bir aşk hikayesi anlatılmış. Ancak ya diğeri? Gözden uzakta olan eş, gönülden de uzağa mı atılıyor? Evet ansızın gelen ve girerek çoğalan bir aşk mevzusu hakim fakat geride kalana yazık değil mi. Kurgusu, yaşamı aktarımı güzel, dili ve yerelliği hoş bir kitap. Kısacık vaktinizi alır, tavsiye ederim. İyi okumalar.
  • Kayboluşunun beşiğini sallayan, büyüten yazar.

    İnce derili yazar.

    İnce derili dedim çünkü dışarıdan gelen her darbeyi fazla fazla hissedebilen, etkilenebilen insanlardır ince derili insanlar.

    Yaratılıştan belki, belki insanlara çok açmıştırlar yüreklerini ve çok yaralanmıştırlar bilemiyorum.

    Ama bu özellikleri onları hem bir sanatkâr yapmış hem de hayattan koparmış.

    Onları yücelten de yok eden de yazar olmalarını sağlayan o iç karmaşaları olmuş.

    Küçük bir hikaye anlatacağım size şimdi.
    Bir kadın varmıs. Çocukluğundan bu yana bunalımın eşiğinde olan.
    Hayallerinin eşiğindeyken çok sevmiş bir adamı evlenmiş ,anne olmuş. Tüm bu sorumluluklara hazır olmadığından belki , diğer hayatını , hayalini kurduğu kariyerini ihmal ettiğini düşünerek mutsuz etmiş kendini.

    Sonra en ilgiye muhtaç olduğu o zamanlarda aldatılmış sevdiği adam tarafından.
    Hem de kendi gibi bir yazar olan evli komşusuyla.

    Bunalımın , kıskançlığın pençelerine düşmüş.
    Kıyaslamış kendini hep. Yetersiz görmüş. Başkalarına yetememe düşüncesi onu eksiltmiş parça parça.

    Ölümü düşünmüş sık sık.
    Bir kaç başarısız intihar denemesinde bulunmuş.
    İki çocuğu , kitapları, yazdıkları hayata bağlanmak için yetmemiş ona.

    Ve daha otuz yaşındayken bir gaz fırınına kafasını sokarak intihar etmiş.

    Arkada yıllar sonra kendi gibi intihar edecek küçük oğlunu, kızını bırakarak.

    O öldükten sonra eski eşinin o kadınla ilişkisi devam etmiş ve bir kız çocukları olmuş. Yaşamışlar ama ilişkilerinde bir hayaletin gölgesiyle.

    Ve bir gün tarih tekerrür etmiş.
    O kadın önce küçük kızını öldürmüş sonra da gazı açarak aynı yerde intihar etmiş.

    ...
    Bu yazdıklarım Sırça Fanus'tan bağımsız bir hikaye değil, aksine yazarın yaşadıklarının küçük bir özeti.

    İnternette ufak bir araştırma yapmadan önce size inceleme niyetine belki yaşamakla ,savaşlamakla ilgili bir kaç beylik laf ederdim.

    Bizim zayıflığımızın sonucudur Sırça Fanus derdim. Oraya girdiğimiz gibi çıkmalıyız yaşamak için.
    Ama, hadi Allah aşkına.
    Bizi oraya sokan çevremizdeki insanlar.
    Bizi bir boşluğa bırakıyorlar ve merdiven bulup çıkmamızı bekliyorlar.
    Yapamayınca zayıf, güçsüz , zavallı yaftasını yapıştırıyorlar.
    Siz suclusunuz siz.
    Çevrenizde kurtulmak için küçücük bir cümle bekleyen o insanlara sessiz kalan sizler.

    Yaşamında el uzatmadığınız o insanları öldükten sonra yıllarca konuşuyorsunuz.
    Yaşarken ufacık sevgi göstermediğiniz o insanlar öldüklerinde bir numaralı seveni oluyorsunuz.

    Kimi için bu defalarca intihar girişiminde bulunan Slyvia'nın önlenemez sonuydu.

    Ama benim için diri diri gömülen ince derili Slyvia'nın son anda iradesiyle verdiği bir karar.

    Ve Esther Greenwood ise, Slyvia'nın silinik bir gölgesi olabilir ancak.

    Slyvia, Esther ile yaşadığı karamsarlığı ,iç bunalımı çok güzel aktarmış. Ama Esther'in başkalarını yargılama durumu ve bencilliği yazarın kendini eleştirmesinden mi kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

    Ama her ne olursa kitabı bitiriyorsunuz ve siyah bir sis bulutunun içinde kalmış gibi hissediyorsunuz.

    Öyle boşlukta.

    Sizi mutlu eden bir kitap olmayacak kesinlikle.
    Böyle hissedeceğimi önceden bilsem okur muydum?

    Kardeşime önerdim bile.

    Siz de okumalısınız , tabi depresyonda değilseniz.
  • Zweig'in geniş betimlemeleri bu kitapta da oldukça yaygın. Getirdiği bavulun eskiliği, gittiği yerin lüks olması, ikisi arasındaki çelişki ve çevresinde gördüklerini hayranlıkla süzmesi ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.

    Zor şartlar altında okulu bitirip kimyager olmuş bir gencin hikayesini okuyoruz. Bir fabrikada iş bulduktan sonra çalışmasının beğenilip, daha üst konuma gelmesi; kadın erkek ilişkileri, geçmişle bugün arasında gidip gelmeler hikaye içinde anlatılıyor.

    Zweig, dışarıdaki durumu ayrıntısıyla bıkmadan anlatır. Hem de öyle anlatır ki, kelimeleri, cümleleri uzatır. Ama insanın başını ağrıtmaz; aksine içine çeker ve okuyucu onunla birlikte yürür.

    Kitap bir kucaklama anıyla başlar. Ve ikili bir tren garından aldıkları birinci sınıf bilet ile yolculuğa başlar. Uzun bir ayrılık sonrası derin kucaklaşmanın sebebi ise daha sonra ortaya çıkıyor.

    Dün ile bugün arasında yani iki farklı zaman dilimi içinde geçen konuyu okuyacağız.

    İş için uzaklara giden bir adamın sevgilisinden beklediği o haber gelecek mi? Yoksa araya giren o umman aşka da mesafe mi koymuş? O uzak, sesi uzak, teni uzak. Sadece hayal ettiği görüntüsü rüyasında o kadar. Sürekli mektuplaşmalar, sürekli özlem ve tutkunun devamında ortaya çıkan huzursuzluk, kavuşamama duygusunun yoğun bir şekilde yaşandığı bir hikaye.

    Araya giren umman ve de savaş, gelmeyen mektuplara bir de artık rüyasına girmeyen hayali de eklenince, iyice mutsuzluğa kapılan bir adam, yani Ludwig in hikayesi.

    Bir erkeğin tutkulu ve ürkek aşkını okuyup, iki ayrı zaman dilimi içinde yaşadığı değişimleri, hatıraları, kor halinde duran aşkına tanıklık edeceğiz.


    Zweig'tan tek kişilik bir gösteri daha. Onunla an'ı yaşarsınız. Kişilerin damarlarından içine süzülüp, iç dünyalarına yolculuğa çıkarsınız. Zweig da çok sahne yok. Genelde tek sahne ya da iki sahne de işi bitirir. Herşey orada anlatılır, konuşulur, dertleşilir ve orada başlar ve orada biter.

    Zweig, akıcıdır yani sizi yolda bırakmaz, sürükleyicidir hep merak edersiniz. Anlaşılmaz laflar etmez. İçimizden geçen lafları bize söyler. Derin anlamlar çıkartılması beklenmez, düz konuşur ama kulağı tersten göstermesini de bilir. Genelde acelesi yoktur, ağır takılır ama ağır ilerlemez konu. Ama bazen de öyle cümleler kullanır ki, şaşırıp kalırsınız.

    Zweig'in kaleminden gizli, yasak ve tutkulu bir aşkı okuyacağız. Eve gelen yabancının evin hanımını ayartıp, onunla macerasını okuyacağız.

    Zweig'tan bitmemiş bir şarkıya hazırlanın....

    Ezcümle: Kitabı beğendim. Öyle kasma yok. Bilinen konu ama Zweig'in dilinden Ludwig'in aşkı okunacak.

    +++ 6/7 - Nisan 2018 tarihinde okunup, notlar çıkartılıp ancak bugün 19 Temmuz 2018 tarihinde yazısı yazılmıştır. Okuduğum kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'na aittir.
  • Birbirinden değerli kişilerin düşüncelerinden beslenerek hazırlanan bir kitap.
    Bir söyleşi kitabı...
    Kitap konu olarak insanoğlu için iki önemli meseleden, ölüm ve aşktan, ikincisini merkeze alıyor.
    Sufiler, Allah'ın insanı yaratmak için "Ben diledim, arzuladım, sevdim" anlamına gelen "hubb" fiilini kullanmasından yola çıkarak aslında varlığın kaynağının aşk olduğunu söylerler. Bu aşkın evrende sayısız tecellisi görülebilir. Ağacın meyve vermesi, dünyanın dönmesi, yağmurun yağması, mevsimlerin değişmesi hep bu aşk iledir. İnsanda ise özüne kaynağına özlem, onu yine aşka yöneltir. O'nun yolunda hiç olup hep olmak ister. Allah'ın aşkına dahil olup, yok olmaktan kurtulur. Denizin içindeki bir damla misali...
    Kitaptaki kişiler kendi uğraş alanından, mesleğinden bir parça aşk sunuyor bize. Fakat itiraf etmeliyim ki, içinden en çok, kıymetli tasavvuf uzmanı Mahmut Erol Kılıç'ın "Aşk Bilginin Kaynağıdır." isimli söyleşi dikkatimi çekti. Neredeyse bütün bir bölümün altını çizdiğimi söyleyebilirim.
    Şairinden psikiyatristine, senaristinden müzisyenine, herkes aşk hakkında kendince bir şeyler söylemiştir. Fakat aşk o kadar büyük bir deryadır ki hepsini içine almıştır. Aldığı halde bile yine de aşkı tam olarak anlatmaya yetmemiştir. Çünkü AŞK KAĞIDA YAZILMIYOR.
  • #özleminkitapları ‘nda bugün

    @oskeaydn’ın sana çok güzel yol arkadaşı olacak dediği, #içimdekişarkı kitabının yorumu ile geldim


    #kitapyorumu —
    Kitabımızda başına üzücü olaylar gelmiş iki kız kardeşin yaşantısı ve küçük olan içinde tuttuğu aşkına yer verilmiş, ve öğrenecekleri o büyük sırra giden İzmir yolunda yaşananları ve sonrasını konu alıyor/öncelikle akıcı diliyle gerçekten hızlıca okuttu kendini, sonunu az çok tahmin etsem de yanıldığım şaşırdığım oldu
    Benim için en önemli husus dilinin sıkmaması ve yazarın Albino hastalarının hassasiyetine yer vermesiydi. Yüreğinize sağlık o bölümde taktire şayan bir haraketti Funda’nın yaptığı
    Güzel düşünmüşsünüz tekrar emeğinize sağlık sevgili @oskeaydn beğendim güzel bir kitaptı, yolunuz açık olsun devamını bekliyoruz inşallah. —
    Bu güzel kitapla buluşmamı sağlayan @oskeaydn ve @begusunkutuphanesi ‘ne tekrar teşekkür ediyorum
    —-
    #kitap #kitaptanitimi #okudumbitti #instakitap #instabook #intagram #fotoğraf #kitaplık