• Kitap, 68 sayfa boyunca bir kadının ağzından anlatılıyor. Yıllar boyunca içinde tuttuğu platonik aşkına artık itiraf vakti geldiğindeyse bunu kendince sebeplerle gizli tutarak, isimsiz bir mektup yazmayı tercih ediyor. Kitabı okurken gerçek bir yaşam mı yoksa sadece bir hikaye mi bilemedim ama çok etkilendiğim bir gerçek. Bir kadın düşünün. Bu öyle bir kadın ki kendini asla tanımadığına ‘hatırlamadığına’ emin olmasına rağmen onu sevmekten hiç vazgeçmemiş. Kitap zaten çok kısa ve bir çırpıda okunuyor. Hala okumadıysanız bu kitaba hemen bir şans verin derim.
  • Başları çok güzeldi birikim tavsiyeleri daha fazla olabilirdi sonlara doğru kitap benim için son derece sıkıcı bir hale geldi hatta kitap bitsin diye inatla okudum diyebilirim.
  • Anna ve Fransız öpücüğü serisinin 2. Kitabı. Gayet tatlı bir aşk hikayesi yazın okuyabileceğiniz bir kitap severek okudum bu seriyi tavsiye ederim. Hediye edilebilecek tarzda bir kitap olması da ayrı güzel. Klişeleri süslemiş yazarımız. Bu iki aşığın sihirli aşkına şahit olun bence
  • Belki de bugün 'kitap' denilen şey tümüyle resimli, üç boyutlu sinema filmi gibi bir şeydi, kim bilir? Ama Sokrates, Schopenhauer, Nietzsche ve Freud nasıl filme çekilebilirdi ki Tanrı aşkına?
    Ray Bradbury
    Sayfa 51 - İthaki Yayınları
  • Biyografiyi sevdiren yazar Osman Balcıgil.
    Daha önce okumadığım için üzüntü duyduğum bir kitap. Afife Jale yeteneğiyle yanlış zamanda dünyaya gelmiş bir star.Sanata olan aşkına hayatını adamış fakat en büyük sevdasına hasret kalmış güzel sevilmiş karşılığını verememiş. Ne yazık ki hakettiği değeri bulamamış sanat hayatında.
    Ben çok beğendim tavsiye ederim.
  • İNCELEMEM SPOILER İÇERİR!
    Bir konunun makalesi nasıl ki giriş gelişme sonuç olarak yazılıyorsa bu incelememde de duygularımı giriş gelişme sonuç olarak yazdım.. Bu nedenle sadece girişi okuyup gerisini es geçmemenizi rica ederim..
    Kitabı geçen yıl bu zamanlarda A101'den almıştım.. Gerçi Operadaki Hayalet'i bulmak biraz lüks oldu çünkü birkaç marketini gezdim ama bulamamıştım, rastgeldi aldım.. Sonra tabi çeviri farkları yüzünden tercih etmememi söylediler, ben de bir daha oradan kitap almadım..
    Kitabın adından ötürü esasen çok merak etmiştim.. Hep vardı aklımda okumak işte keşke önceden okusaymışım da bir yıl bekletmeseymişim..
    Kitaba iki kere başa aldım çünkü anlamadım.. Başlarda adapte olamadım.. İsimler, olaylar biraz kopuk gibi geldi bana ama sonra hızla toparladı.. Christine Daae çok masum bir kız.. Öyle ki hala hayallere, rüyalara inanıyor.. Bir trajediye kurban gideceğini hiç mi hiç düşünmüyor.. Kitabın sonuna kadar Christine'e hep hak verdim.. Evet dediyse de hayır dediyse de.. Çok merhametli bir insan.. Erik'e çok nazik davrandı bana göre.. Eminim Erik de böyle düşünüyordu..
    Vikont C.'ye gelince de cidden aşkının peşinden gideceğini hiç düşünmemiştim.. En az Erik kadar gözü karaymış..
    Hız treni etkisi gibi oldu.. Başta yavaş yavaş ilerledik taa ki tepeye varana kadar.. Sonra kendini bir bıraktı sabah dörde kadar okuyordum kitabı..
    Beni etkileyen kısma geleyim direkt..
    Erik'in hayatı.. Yani ona tamamen hak vereceğiniz bir hayat yaşamış.. Damla Kasapoğlu 'nun önerisiyle filimini de izledim tabi film-kitap arasında fark oluyor..
    Ah Erik..
    Soluğun ölüm olsa da,
    Bir ırkın tüm dehası var sende..
    Tüm o karmaşan ve müziğin,
    Tüm o kudretli dehan ve aşkın..
    Çizemiyorum seni bir maskenin ardında..
    Öfkenin rengine daha koyu ton ekleyemiyorum..
    Düşünemiyorum aşkına olan sonsuz sadakatini..
    Bana Erik kim deseniz size şunu söylerim.. Kendisi doğuştan bir cilt hastalığına sahip.. "Onu gördüğümde ölmek üzere olduğunu sandım." diyor Christine.. Esasen yaşayan ölü olarak da zamanında sirklerde gösterilmiş, tıpkı bir hayvan tanır gibi tanıtmışlar onu.. Çürüyen bir cesete aşık olabilir misiniz?! Hoş, sapyoseksüeller bunun için ne der bilemem ama Erik muhteşem bir zekaya sahip.. Annesini sevmek istediğinde annesinin yüzüne maskesini fırlatması içimi acıtmıştı.. Erik'in sevgisiz büyümesi onda geri dönüşülmez ve sabit bir ruh ortaya çıkarttı bana göre..
    Erik aynı zamanda muazzam bir mimardı.. Öyle binalar, odalar, saraylar inşa etmiş ki sonunda bir başkasına yapmaması için büyük insanlarca öldürülmek istemiş.. İran'da da insanlara zevkine öldürebilecek işkence odaları inşa etmiş o zamanın şeyhine.. Hatta İstanbul'daki sultanlara bile saraylar, gizli geçitler yaptığından bahsediliyor kitapta..
    Erik'in Opera binasına gelme serüveni de burada başlıyor esasen.. Acem denen karakter onu ölümden kurtarıyor ve kaçırıyor.. Erik'in herkesi amacı uğruna öldüreceği bir gerçekken Acem'e hep tolerans sağlıyor.. Operayı kendisi inşa ediyor ve binanın altına kendisine uygun bir yer inşa ediyor.. O kadar muazzam bir yapı ki İşkence Odası adını verdiği yapının şimdiki tekniklerle donatıldığını düşünebiliriz ki kitap eski bir zamana ait.. Erik sadece bir mimar değil.. Aynı zamanda büyük de bir müzik dehası.. Muzaffer Don Juan adını verdiği eseri tanıtırken o müziği duyanların kendini asabilecekleri aklıma geldi.. " Sana Mozart çalarım; eğer istersen. Bu seni sadece ağlatır. Ama benim Don Juanım, yakar hem de cennetin ateşinden doğmamış olmamasına rağmen." diyordu.. " Bazı müzikler öyle fecidir ki, ona yaklaşan herkesi yakıp kül ederler. Neyse ki, sen o tür müzikle henüz karşılaşmadın. Yoksa yüzünün o güzel rengini kaybederdin ve Paris'e döndüğünde seni kimse tanıyamazdı." diyordu.. Filmde çalan müzik Muzaffer Don Juan olabilirdi bence.. Keskin bir müzikti..
    Erik'in sesi ve eserleriyle Christine'i kandırması aşık olduğu içindi ve buna masumca tamam diyorduk taa ki kıskançlık duygusu araya girene kadar.. Öyle ki gözünü kırpmadan Paris'in dörtte birini yok edecek kadar saf kıskançlıkla dolmuştu..
    Erik'in Christine'i öptüğünü Acem'e anlattı yerde o kadar çok içim yandı ki anlatamam.. Sonuçta annesinin bile yüzüne bakmadığı çocuğu, güzeller güzeli Christine'i öptüğünde kız ondan kaçmıyor ya da en ufak bir tiksinti belirtisi göstermiyor.. Zaten canavar dedikleri Erik kızı, sevdiği adamla özgür bırakıyor.. Ve "Erik Öldü." yazıyor gazete ilanlarında.. Baştan aşağıya etkiledi beni kitap.. Aynı hissi Koku 'da yaşadım.. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.. Yine çok şey değişti.. Kitabı elden çıkartmayı düşünmüştüm fakat onu sonsuza dek kitaplığımda tutma kararı aldım ve tekrardan okuyacağım.. O kadar tuhaf hissediyorum ki sanki Erik'le yaşadım ve onu kaybettim.. Aşırı etkilendim.. KESİNLİKLE OKUYUN.. BEKLETMEYİN KİTABI.. Belki aklıma geldikçe ya da dertlendikçe incelemeyi güncellerim..
  • Bu kitabı 30 Kasım 2017 de almıştım.Hep erteledim.Önce kalınlığını bahane ettim sonra da aşk romanı olmasını.Ama yine bir kasım ayında elim bu kitaba gitti.Yaklaşık 2 haftada bitirdim.Araya 2 kitap daha sıkıştırdım.Bunun kitapla hiçbir ilgisi yok.Tamamıyla benimle ilgili.Hayatımda okuduğum en akıcı kitaplardan biri oldu.Kitaba bu kadar ara vermemin sebebi aklımca onları cezalandırıyordum.Evet Fuat ve "onu".Kitapta adı geçti mi bilmiyorum ama "onun" adını bilmiyorum.Evet kitabı anlatan,sürekli "onun" hayat hikayesini okuduğumuz o kadının adını bilmiyorum.Güzelliğini,evliliğini,yasak aşkını,yalnızlığını,hatalarını,ailesini ve hatta geçmiş ve geleceğini biliyorum ama adını bilmiyorum.Ve adını bilmediğim o kadına sürekli kızdım.Kitap boyunca "onu" anlayamadım ya da anlamak istemedim.Bu yüzden de ara verdim kitaba.Ama eninde sonunda aklım da elim de kitaba tekrar gidiyordu.Kitabın bitmesine 30 sayfa kala "onu" anlamaya başladım.Kitabı okurken hissettiğim bütün kızgınlıklar gitti ve geriye sadece hüzün kaldı. Çünkü o da kendini suçluyordu.O da hatalarını biliyordu.Ama o aşıktı.Hatta uzunca bir süre aşkına inanmadığım Fuat Bey'de aşıktı...
    Bu kitap benim için hep özel olacak.Kendimi sürekli sorguladığım ve hemen hemen her karakterin yerine kendimi koyduğum kitaptı.Herkese öneririm.Ben aşk hikayesi okumayı sevmem diyenlere bile öneririm.Okuyun ve kitabın sonunda "Erkek bir yazar ,bir kadının ağzından nasıl böyle yazabilir?"diyeceksiniz.Emeklerine sağlık Kürşat Başar.Buradan sana ve kendime söz veriyorum.Bu kitabı tekrardan okuyacağım.Hem de başından sonuna kadar "ona"kızmadan.