"Çığlıklarının hastasıyız, 17 Numara."
Bu kitap aslında tam böyle katilli, hastalıklı zihinlerin kaleme dökülmesi. Evet, güzel bir kitaptı ama bazı yerler çok cringe'ti. Mesela alıp 1-2 günde bile bitirebilirdim ama benim okuyasım hiç gelmedi. Bazı yerlerde "of ben ne okuyorum ki," bile dedim. Sırf emeğe saygım olsun diye de okudum.
Ona rağmen bence kurgu oldukça güzeldi. Cümleler olsun, betimlemeler olsun. Özellikle betimlemeler çok ayrıntılı ve özenliydi. Kitapta en sevdiğim şey bile diyebilirim. Sonu çok değişikti, diğer kitaplar gibi değildi. Yani spoiler vermeyim ama cidden kötü bir sondu.
Benim puanım: 10/8
17 Numara Matem
Kitapta spoiler yediğim için bir de sonunu öğrendiğim için okurken hevesim kaçmıştı açıkçası. Sonunu bildiğim şeyi okumayı sevmiyorum maalesef o yüzden kitabı 0 tepkiyle okudum belki üzüleceğim ağlayacağım kısımlarda tepki bile veremedim bu benim için üzücüydü. Yine de seriyi tavsiye ederim ilk kitapta sinir olabilirsiniz ama ikinci ve üçüncü kitapta benim gibi spoiler yemezseniz sizi şaşırtacak bir kitap.
Bu seri şuana dek kendimi en çok bulduğum seriydi o kadar güzel bir kitaptı ki anlatamazdım şuan bu satırları neden yazıyorum bilmiyorum ama bu kitap gerçektende insana o kadar şeyi sorgulatıyor özelikle son kitap kesinlikle ben bu kitabın çok kötü bir kitap oşduğuna inanmıyorum bu kitap doğruları,gerçekleri,susan insanların çığlıklarını anlatıyor Bağırmak istediğiniz çok fazla şeyi bu kitapta anlatıyorlar yazarın piskopat olup olmadığı sorgulanır(yazara saygım sonsuz)Eğer yazar piskopatsa benimle aynı düşüncede olan herkes piskopattır...
Kitabı anlatmamin bir anlami yok. Gidip arka kapak kopyalayanlara bakabilirsiniz, benim sorunum değil.
Bir sorunumuz var (h)akim beycigim: Bu kurguyu yazar hangi kafayla yazdı? Birinin tavuğuna kişt mı dedi? Nasıl aklına geldi bu hikaye? Okuduğum bazı şiddet içerikli kısımlarda ya da karakterlerin birbirine söylediği dehşet saçan cümlelerde ağzım yüzüm değişiyordu. Şimdi diyeceksiniz ki, o halde bunu ne amaçla yazdı yazar? Belki de mutlu bir sonu olmayacak bile. Zaten mutlu bir son beklenmesi de absürt olur.
Şakayı bir kenara bırakıp resme bütünüyle bakalım yani seriye. Ne görüyorsun, diye sorsanız; insanın karanlık kirli dusuncelerini, aleni ya da aleni olmayan sakladığı tüm duygulari yani insanın karanlık yanının işlendiğini söylerim. Aslına bakarsaniz yazar kendi tarzında bir #yeraltıedebiyatı ortaya koydu diyebilirim. Hanımlar ve beyler, tazecik bir yeralti edebiyatçımiz daha oldu. Yalnız bu yazar, ayni tür yazarlarindan çok daha fazla yenilikçi. Eh yeni kan diyebiliriz. Bu neden şimdi aklıma geldi? Çünkü resme bütünüyle bakmayı unutmuşum.
Eh yeraltı edebiyatında neler olur?
Bir kere psikolojik etkenler temeldir. Sonra varoluş sorunsalı ve insan doğası kaynaktır. Bunu yuvarlayip şekil vermek ise yazara kalır. Ve genelde Yetişkin içeriklidir. Bu seri hepsini karşılıyor ancak yetişkinlik seviyesi her zaman uygunsuz sayılabilecek seviye ile ince bir çizgi üzerindeydi.
O halde bu seri için söylenebilecek büyük bir iddiam var. Hazilanin geliyor!
Gelecekte bir gün türünün öncüleri arasında yer alacağına eminim!
Gerçek şu ki, normalde bu tür gençleri hiç çekmez gibi. Ve şu an gençler türünün ne olduğunu bilmeden bu seriye çekiliyor. Bence bu iyi bir şey. Çünkü yazar edebi yazma becerisine sahip ama abartmadan, sıkmadan.
Son olarak; serinin sonu üzdü mü? Evet ama
Selamlarrr! Sizi komaya sokacak o kitap yorumuyla geldim. Toplanın; ağlayalım, dert keder sahibi olalım. İlk iki kitabın sonundan yola çıkaram korktuğum için elime alamamıştım Matem’i… haklıymışım. Tüm karakterlerin gerçek tarafını gördüğümüz, acımasızlığı sonuna kadar hissettiğimiz bir kitap oldu. Karanlık ve kötü karakter yazması seven en dibi gösteren bir yeni kan yazar, şok içinde bırakıyor ama bütüne baktığınızda tüm tüyleriniz de diken diken oluyor. Varoluşsal sancılar mı desem, en dipte yatan kötü ruh mu desem tam emin olamıyorum ama psikoloji de gölge diye adlandırdığımız kavramı yazar tek tek tüm karakterinde işlemiş. Asır Karahanlı… ruhumu parçalara ayırdı. Durmadı, üç kitap boyunca mahvetti ve en sonunda her şeyi parçalara ayırdı. Sempati beslemek desek değil ama öyle bir karakterki hem o siyah gözlerini hem de parlayan gözlerini görüyorsunuz. Yaşananlar, kurgu, olayların ilerleyişi… ne desem sizi spoilerin göbeğine düşürecek gibi hissediyorum. Kitapta hangi satıra adım atsanız patlıyorsunuz hangi karaktere el uzatsanız sizi sona çekiyor. Defne Karaca… bu nasıl bir ikilem okumaktı. Ve nasıl bir psikolojik sancının ortasında kadık anlamıyorum. Antipati, sempati, empati hepsi birbirine karıştı. En sona doğru yaklaştığımda sayfaları çevirmeden şok içinde 1-2 dakika duvarla bakıştım. (O ara ağlamaktan komalık oluyordum.) Hiçbir şeyin gözüktüğü gibi olmadığını çok güzel gösterdi bize. Son olarak, kitaptaki hiçbir karaktere veda edemiyorsunuz dostlarım.. hepsi zihninizde sonsuza kadar kalacak boyutta… şiddetle tavsiyemdir! Lütfen +18 okuyucular okusun
Kitaba bayıldım henüz bitirmedim umarım sonu güzel biter ama tavsiye ederiim :). Böyle kitap okuyanlar bana tavsiye vere bilirmii? Yada Mafya okuyanlar?
Kitabın sonunu bilmeme rağmen son kısımları okurken içimden "keşke sarılıp, kaçıp, mutlu olsalardı" dedim. Kitabı bitirdikten sonra herkesin hayatında olan ve bizi kendi hikayemizin ana kahramanı yapan, bizden başka kimsenin göremediği kamerayla uzun süre bakıştım. Olan Onur'a, Anıl'a, Barış'a, Koray'a ve Ali'ye oldu. Belki tamamen masum değillerdi ama daha iyi bir sona ihtiyaçları vardı. Belki tamamen suçlu olabilirdi ama Asır sevilmeyi hak ediyordu...
Matem kitabını okumadım daha doğrusu okuyamadam PDF olarak da yok. Biri bana yardımcı ola bilirmi?.
Lütfen eğer kenienizde varsa yada PDF şeklinde varsa bana ulaşa bilirmisiniz ?. Satın almak istemiyorum gerçekten
Asır Karahanlı, 11 Eylül 2017'de saat akşam yediyi yirmi geçe kalbini sıyıran mermi sonucu hastaneye kaldırıldı. Doktorlar yaşamaması için hiçbir neden olmadığını dile getirdiler. Mermi kalbe hasar vermemişti bile. Uyanabilirdi, bir umut vardı ama o uyanmadı.
Ameliyatından hemen sonra akşam on bir sularında hasar görmeyen kalbi atmayı kesti. Cesedi saatler sonra Defne Karaca'nın yanında yerini aldı...
Ters köşenin dibi bir kitap ama aldığım spoilerlar sağ olsun okurken her şeyi biliyordum...
Seri gerek konusu gerek akıcılığı başlı başına harika ötesi bir şaheser.
1.kitapta var olan konunun aslında yolun sadece başlangıcı olduğunu, tutunduğumuz tüm gerçeklerin bir yalandan ibaret olduğunu ve kendimizle olan iç çatışmalarımızla yavaş yavaş aslında tek gerçek olan kendimizi de kaybetmeye başladığımız bir son kitaptı. Tüm gerçeklerin derin ve çarpıcı bir öyküsü vardı.
Her sayfada ayrı bir olay ayrı bir aksiyon ayrı bir dram vardı. Yazar sağ olsun hem ağlatırken hemde araya kattığı esprilerle gülümsetmeye çalışıyor ama ne kadar güldürür orası şüpheli.
Her şey zaten kötüye giderken ‘daha ne kadar kötü olabilir ki’ diye kendi kendinize soruyorsunuz ama daha da kötüsü geliyor ve... Her neyse, yani 3.kitap sizi oradan oraya savuruyor, tokatlıyor, yok ediyor.
Masum olan, arada kaynayarak kurban giden 2 çocuğa ve katliamlar sayesinde kurban giden onlarca insana oluyor olan.
Ama her şeye rağmen kitap bu sonu hak ediyor muydu: Evet. Mutlu sonla bitmesi imkansızdı zaten ve eğer ki öyle bitseydi anca kendimizi kandırmış olacaktık. Ben açıkçası sonunun nasıl biteceğini zaten biliyordum ve onu öne katarak okudum, üzüldüm mü üzüldüm onda sıkıntı yok yalnız tatmin de oldum açıkçası. Karakterler yaşanan her şeyi diyemeyeceğim ama bazılarını hak ediyorlardı, doğruya doğru. Hangisinin davranışında bir normallik bir güzellik vardı ki? Evet hastalardı ve evet bile isteye yapmıyorlardı ama hem nefret edip hemde sevmek işin sonunda bunu getirirdi. Fenna'nın eline sağlık gayet güzel ve kaliteli bir kurgu olmuş.
(17 Numara Rusça ya çevrilecekmişşşş)
Fenna mahlası ile tanınan yaza Fatma Şamata, 1998 yılında İstanbul'da doğdu. Sakarya Üniversitesinde lisans eğitimini tamamladıktan sonra kedini yazmaya adadı. 17 Numara'yı yazmayı, lisedeyken gördüğü bir rüyadan esinlenerek üniversitenin ilk yıllarında artık zihninden çıkıp gitmesi adına yazmaya başladı. 17 Numara'dan sonra yazmaya ilgisi olduğunu keşfeden Fatma Şamata, yazmayı, kötü hislerini yatıştırmanın güzel bir yolu olarak da görmekte.