Bozkırdan Gelen Bela

Acaibu'l Makdur

İbni Arabşah
Tahmini Okuma Süresi:
13 sa. 36 dk.
Sayfa Sayısı:
480
Basım Tarihi:
Ağustos 2012
Yayınevi:
Selenge Yayınları
ISBN:
9789758839919
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Bozkırdan Gelen Bela
Puan vermedi·480 syf.··
2026 345. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 08:13
İbn Arabşah’ın Timur dönemini anlatan Acâibü'l-Makdûr adlı eseri, dönemin en önemli ana kaynaklarından biri olmasına rağmen, yazarın kişisel tarihinden doğan yoğun bir öfkenin gölgesindedir. Henüz küçük yaştayken Timur’un Şam’ı işgali sırasında esir düşen ve memleketinden koparılan Arabşah, bu travmanın etkisiyle kalemini tarafsız bir tarihçiden ziyade, intikam arayan bir edip gibi kullanmıştır. Eserinde Timur’u "Doğu'da ve Batı'da fitneyi ateşleyen fasıklar piri" ve "topal deccal" gibi sert ifadelerle nitelendirerek, onu tamamen karanlık ve yıkıcı bir figür olarak resmetmiştir. Ancak objektif bir tarih süzgecinden geçirildiğinde, Timur’un şahsiyeti Arabşah’ın çizdiği bu tek boyutlu tablonun çok ötesindedir. Timur; hırsları, askeri zekası, stratejik dehası, azmi ve disiplini sayesinde sıfırdan gelerek dünya tarihine yön vermiş bir liderdir. Bir sultan soyundan gelmediği, yani meşru bir saltanat genetiğine sahip olmadığı halde, bozkır geleneklerini ve İslam dünyasının dinamiklerini kendi lehine kullanmayı başarmıştır. Sadece toprak fethetmekle kalmamış, fethettiği devasa coğrafyada merkezi bir otorite kurarak bu coğrafyayı yönetebilmiştir.
Acaibu'l Makdurİbni Arabşah · Selenge Yayınları · 201232 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2024 32. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2024 00:00
Timur'un hayatını kaleme alan o dönemde yaşamış kişilerin yazılarını karşılaştırmalı ve anlatımlı olarak ele almış bir eser. Sadece İbn-i Arabşah'ın eserinin bir tercümesi değil. Bu sebeple okuyucular daha objektif olarak çıkarım yapabilirler.
Acaibu'l Makdurİbni Arabşah · Selenge Yayınları · 201232 okunma
Puan vermedi
İbni Arabşah'ın bu eseri Timur döneminin en önemli birincil kaynaklarındandır. Nizameddin Şâmî ve Şerefüddin Ali Yezdî gibi Timur'u övüp göklere çıkaran yaptığı zulüm ve sergilediği birçok kötülüğü görmezden gelen yahut üstünü örtmeye çalışan Acem tarihçilerinin aksine İbni Arabşah onların yazamadığı pek çok şeyi rahatlıkla yazmış ama Timur'a karşı beslediği kinle bazen aşırıya da kaçmıştır. .
Acaibu'l Makdurİbni Arabşah · Selenge Yayınları · 201232 okunma

Yazar Hakkında

İbni ArabşahYazar · 1 kitap
Fıkıh, târih ve edebiyât âlimi. 1389 (H. 791) senesinde Dımaşk’ta (Şam’da) doğdu. Çocukluğu Dımaşk’ta geçti. Orada Zeynüddîn Ömer bin el-Lebân el-Makrî’den ilim öğrendi. Timur Han, Şam’ı alınca, İbn-i Arabşah’ı, annesini, kardeşlerini ve kız kardeşinin oğlu olan Abdürrahmân bin İbrâhim bin Havlân ile birlikte Semerkand’a gönderdi. O sırada Semerkand, fethedilen memleketlerden getirilen tanınmış âlim, tabip, fakih ve sanatkârlar ile doluydu. Burada, İbn-i Arabşah yetişip ilim tahsil etmesi için bir zemin bulmuştu. İbn-i Arabşah, bir yandan Farsça, Türkçe ve Moğol yazısını öğrenirken, diğer taraftan İdgutemur Medresesinde Seyyîd Şerîf Cürcânî hazretlerinin derslerine devâm etti. Onun talebelerinden olan Mevlânâ Hâcî’den sarf ve nahiv, Şemsüddîn Muhammed Cezerî’den hadis ve kırâat ilmini tahsîl etti. Muhammed Buhârî, Hüsâmüddîn Vâ’iz, Ahmed Kasîr’den de çeşitli ilimleri öğrendi. Âlim Urban Edhemî ile görüşerek, ondan Farsça ve Moğol dillerini öğrendi. Ayrıca tahsilini tamamlamak için Mâverâünnehr ve Çin sınırına kadar uzanan Türkistan seyahatine çıktı. Burhânüddîn Endekânî, Kâdı Celâlüddîn es-Sirâmî gibi birçok âlimle karşılaşıp, sohbetlerinde bulundu ve onlardan istifâde etti. Sonra Harezm’e giderek Nûrullah ve Ahmed bin Şemsüleimme’den ilim tahsil etti. Türkistan’da bulunan “Deşt” denilen beldeye giderek, orada Behâüddîn Zâhir ve Mevlânâ Hâfızüddîn Muhammed bin Nâsırüddîn Bezâzî’den usûl ve fıkıh ilmini öğrendi. Orada dört yıl kadar kalıp, Şerefüddîn, Muhammed Bulgarî gibi âlimlerin sohbetlerinde bulundu. Kırım’a gidip, orada edîb ve Şâir Abdülmecîd ile görüştükten sonra, Karadeniz üzerinden Osmanlı pâyi tahtı Edirne’ye geldi. Sultan Çelebi Mehmed’in sarayına girerek, birçok ikrâm ve iltifâta kavuştu. İznik Medresesi müderrislerinden olup, Karaman ve Mısır’da ilim tahsil eden, tasavvuf, mantık ve diğer aklî ilimlerde mütehassıs olan büyük âlim Molla Fenârî ve Burhâneddîn Haydar el-Havafî gibi âlimlerden ilim tahsil etti. İbn-i Arabşah Edirne’de bulunduğu zaman, Ebü’l-Leys-i Semerkandî hazretlerinin tefsirini Arapçadan Türkçeye, Câmi’ul-Hikâyât ve Lâmi-ur-Rivâyât adlı eseri Farsçadan Türkçeye tercüme etti. Edebiyâttaki kudreti, ifâdede gösterdiği incelik ve birkaç yabancı dili bilmesi sebebiyle, Sultan Çelebi Mehmed Hanın iltifâtına kavuşup, Dîvân-ı Hümâyûn’da vazife aldı. Sultan Çelebi Mehmed’in husûsî kâtipliğini yapıp, civar devlet başkanlarına mektuplar yazdı. Bu arada Burhânüddîn Haydar’dan Miftâh-ül-Ulûm adlı eseri okumaya devâm etti. 1421 (H.824) senesinde Sultan Çelebi Mehmed’in vefât etmesi üzerine, on sene müddetle kaldığıOsmanlı ülkesinden vatanına dönmeye karar verdi. 1422 senesinde Haleb’e gelerek, orada üç sene kaldı. Sonra esas memleketi olan Dımaşk’a gitti. Memleketine vardığında, eski hemşehrilerinden onu tanıyan az kalmıştı. Hemşehrileri tarafından yabancı gibi karşılandığı için “Acemî” denilmiştir. Mescid-ül-Kasab’ın bir odasında, çok az kimse ile görüşerek münzevî bir hayat yaşadı ve eser yazmakla meşgul oldu. Kâdı Şihâbüddîn Hanbelî’den Sahîh-i Müslim’i okudu. İbn-i Arabşah, 1428 senesinde Hicaz’dan Dımaşk’a dönen Mevlânâ Ebû Abdullah Muhammed bin Muhammed Buhârî’ye talebe olup, ondan tasavvuf, fıkıh, usûl, me’ânî, beyân ve diğer ilimleri öğrendi. Vefâtına kadar hocasından ayrılmadı. 1438 senesinde hocasının vefâtı üzerine, hac vecîbesini yerine getirmek üzereHicaz’a, oradan da Mısır’a gidip, bir daha vatanına dönmemek üzere Kâhire’ye yerleşti. Kısa zamanda buranın âlimleri ve şâirleriyle yakınlık peydâ edip, SultanMelik Zâhir Çakmak’la tanıştı. Sultan ona iyi muâmelede bulunup, iltifât etti. Orada bulunan âlim ve şâirlerle münazarada bulundu. Yüksek bir zekâya sâhipti. Etrâfındakilere doğruyu anlatmaktan geri durmadı. Bu sebeple onu çekemeyenler çoğaldı. Kendisini çekemeyenlerin şikâyetleri üzerine hapse atıldı. Üzüntüsünden hastalanan İbn-i Arabşah, hapishânede beş gün kaldı. Hapisten tahliye edildikten on iki gün sonra vefât etti. İbn-i Arabşah; âlim, fazîletli, tevâzu ve iffet sâhibi bir zâttı. Nesir ve şiirde, lügat ilminde, güzel yazı yazmada, tatlı ve beliğ söz söyleme husûsunda eşi yoktu. Sohbetinde bulunan, çok feyz ve lezzet alırdı. Arapça, Farsça ve Türkçeyi çok iyi bilirdi. Bu sebeple ona Arap, Fars ve Türk dillerinin melîki denirdi. Yazmış olduğu eserlerin çoğu manzumdur. 1451 (H.854) senesinde Kâhire’de vefât etti ve oraya defnedildi.