Açlığı hep sevdi. Büküldüğünü, alabora olduğunu hissetmek, midenin kazındığını duyumsamak, sonra galip gelmek; yeme isteğinin kaybolması, onu alt etmek. Zayıflığı bir yaşama sanatı gibi geliştirdi.
Keder, olağanüstü bir bahanedir. Hayatının geri kalanında hata üstüne hata yapabilirdi, bir daldan bir dala konabilirdi; hakkında yalnızca “Kocasının ölümünden sonra yıkıldı. Bir türlü toparlanamadı” denirdi.