Kitap, özellikle tasavvuf ehlinin tevhidden ırak yaşadığını, buna karşılık “ehl-i tevhid’in” ise bu yanlışları düzeltme gayretini anlatan yaşanmış hikayelerle bize aktarıyor müellif.
Müellif, bazı tasavvufi uygulamaların İslam’ın saf tevhid anlayışıyla bağdaşmadığını, aracılık (vesile), şeyh-mürid ilişkisi ve bazı ritüeller, türbe ziyaretlerinde medet umma, şeyhlerden doğrudan yardım talep etme, adak ve nazır pratikleri, rabıta uygulamaları, belirli şekil ve sayılara indirgenen zikir biçimleri gibi… şirklerle ve bidatlerle zedelediğini de anlatıyor.
Kitabı okurken ne kadar çok işittiğimiz gördüğümüz yaşamlar, dedim. Bu yaşamlar her ne kadar üzsede; bunları düzeltmek için çaba sarf eden muvahhid ve muvahhidelerin olması da insanı bu yeislikten uzaklaştırıyor. Kitapta bide Sabri Hoca’ın hikayesinde; tasavvuf ehli her ne kadar, dünya sevgisinden beriyiz desede; aslında dünya sevgisinin nasıl da kalplerinde taht kurduğunu farkettim.
Rabbim bizi tasavvuf ehlinde ırak eylesin.
(اللهم امين)
وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا