Bu Alman, o günün öğleden sonrasının ilk saatlerinde Nijmegen'e saldırıp ani bir paniğe neden olan avcı uçaklarından birinin pilotuydu. Hâlâ şehirde kalan siviller buranın da Eindhoven gibi bombalanacağını düşünerek en yakın hava saldırısı sığınağına akın etmişti. Avcı uçakları makineli tüfekleriyle Bebek Fabrikası’nı da taradılar. Yüzbaşı Bestebreurtje yarasına pansuman yaptırmak üzere buraya gittiğinde bir doktor ona şöyle dedi: “Bu Alman piçleri ne yaptı biliyor musun? Üzerindeki koca Kızıl Haç sembolüne rağmen hastanenin üstünde uçup burayı taradılar. Peki o esnada ben ne yapıyordum, onu biliyor musun? Bir Almanın hayatını kurtarmaya çalışıyordum. Ve ben bir Yahudi’yim.”¹⁷
Rahibe Stransky de St. Elisabeth Hastanesi'nde savaş bunalımından mustarip tuhaf bir Alman askerine denk gelmişti. Wehrmacht mensubu bu asker elinde tabancasıyla kapıda dikilmiş; fakat Viyanalı Rahibe Stransky içeri girmesine müsaade etmemişti. Asker, durmadan "Ta Sibirya'dan geliyorum, elimde Führer'i kurtaracak yepyeni bir silah var." deyip durmuş; tüm ısrarlarına rağmen içeri alınmayınca da hastanenin merdivenlerine oturup hüngür hüngür ağlamıştı. Kimi vakalar ise olağandışı bir sükûnetle hayatını kaybediyordu. Öleceğini fark eden bir çavuş yanındaki görevliye şöyle demişti: "Artık yaşayamayacağımı biliyorum, lütfen yalnızca elimi tut."
Yiyecek ve su kıtlığı büyük bir sorundu ama bundan daha çok kötüsü yeteri kadar morfin kalmamasıydı. Gözlerini tavana dikmiş bakan yaralılar acı içerisinde sessizce ağlıyorlardı.