“Dünya hayatında maddenin ehemmiyetinin üstünlüğü yüzünden gerçek isteğinin ne olduğunu, kim olduğunu bilmek zordur. Dış görünüşten, paradan ve en yüksek çıkarı hesaplamakta ibarettir ilişkiler. Aşkı ve sevgiyi göze görünür kılan, tetikleyen, oluşturan mekanizma maddeseldir ya da hormonsal. Aslında bunu herkes derinlerinde bir yerde bilir ama yüzeye çıkıp çıkmaması dünyevi boyutta bir fark yaratmaz, dünyanın düzeni böyledir.”
Didem anneannesinin vaktinde İstanbul'un ücra köşelerinden birinde aldığı arsanın, ona kalması ve son on yıl içinde bölgede bir anda patlayan lüks yapılaşma sonucu bir inşaat firmasıyla anlaşır. Bunun sonucunda da ömrü boyunca asla sahip olamayacağı, lüks bir daireye kavuşur. Daire otuz üç katlı bir rezidansın en üst katıdır. Didem süpermarkette bir yandan kasa sırası beklerken, diğer yandan oğlu olacak yaştaki çocukların tıka basa dolu sepetinin, onun bir aylık emekli maaşıyla ancak alabileceği düşünüyordu, birazdan yaşayacaklarından habersiz .
Marketten çıktıktan sonra evinin yolunu tutan Didem; bir pizzacı, markette gördüğü genç çift ve yirmili yaşlarında bir genç kızla birlikte asansöre biner. Herkesin gideceği katın düğmesine basmasıyla hareket eden asansör , kısa bir süre sonra şiddetle durur. Sarsıntının etkisiyle savrulan beş kişi, dehşet ve korkuyla birbirine bakar. Asansör bozulmadı, deprem olmadı, olan daha ürkütücü ve ilginç bir şey. Peki ne oldu dersiniz?
Birinci hikâyede çok konuştum, ikincisin konusu da sürpriz olsun.
Uzun zamandır sayfasını keyifle takip ettiğim, kitap ve film yorumlarıyla beni mest eden Burcu Yılmaz ‘ın kitap yazdığını öğrendiğimde çok sevinmiştim. Gerek izlediği filmler, gerek okuduğu kitaplar, yazacağı kitabın da güzel olacağını düşündürdü. Keza bu konuda da yanılmadım, iki hikâyeden oluşan kitabı