Adı:
Asılmayıp Beslenenler
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
405
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057728173
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Asılmayıp Beslenenler - Bir 12 Eylül Hesaplaşması 1
Asılmayıp Beslenenler
Asılmayıp Beslenenler
12 Eylül cuntasının toplumsal tahribatının sonuçlarını istatistiki veri olmaktan çıkaran ve o günleri yaşayanların tanıklığına dayanan bu sözlü tarih çalışması, hem kurumsallaşmış işkencenin dehşetini hem de insanlığın tarihsel onurunu gözler önüne seriyor.

Yalnızca hainleri değil, bir bütün olarak toplumu ve gelecek kuşakların siyasal bilincini yok etmek adına tankla topla devreye sokulan bu örgütlü kimliksizleştirme politikasının başarıya ulaşan ve her şeye rağmen yenilgiye uğrayan yönlerini açıklıkla ortaya koyuyor.

Sesini her yükseltenin terörist olarak yaftalanması, insanlıkdışı hapishane koşulları, hak gaspları, işkenceler ve ödüllendirilen işkenceciler... Bütün bunların normalleştiği ve kanıksandığı Türkiye tarihinin son elli yılındaki devlet geleneğini ve bu gelenekteki sürekliliği gözler önüne seren Asılmayanların yaşadıkları, toplumsal hafızayı diri tutarak dünle bugünün bağını güçlendiriyor.

Asılmayıp Beslenenler, unutuşun zindanlarına terk edilmek istenen hakikatin güneş misali her sabah yeniden doğuşunun kitabı.
405 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Devlet bir sobadır yakıtı da İnsandır.Yaş,kuru ayrımı yapılmadan insanlar yakılacaktır ki soba sönmesin.
Cengiz Aytmatov(Rusya'nın Sovyetler dönemindeki anlayışını temsilen söylemiştir)

12 Eylül cuntasının toplumsal tahribatının sonuçlarını istatistiki veri olmaktan çıkaran ve o günleri yaşayanların tanıklığına dayanan bu sözlü tarih çalışması, hem kurumsallaşmış işkencenin dehşetini hem de insanlığın tarihsel onurunu gözler önüne seriyor.

Yalnızca hainleri değil, bir bütün olarak toplumu ve gelecek kuşakların siyasal bilincini yok etmek adına tankla topla devreye sokulan bu örgütlü kimliksizleştirme politikasının başarıya ulaşan ve her şeye rağmen yenilgiye uğrayan yönlerini açıklıkla ortaya koyuyor.

Sesini her yükseltenin terörist olarak yaftalanması, insanlıkdışı hapishane koşulları, hak gaspları, işkenceler ve ödüllendirilen işkenceciler... Bütün bunların normalleştiği ve kanıksandığı Türkiye tarihinin son elli yılındaki devlet geleneğini ve bu gelenekteki sürekliliği gözler önüne seren Asılmayanların yaşadıkları, toplumsal hafızayı diri tutarak dünle bugünün bağını güçlendiriyor.

Asılmayıp Beslenenler, unutuşun zindanlarına terk edilmek istenen hakikatin güneş misali her sabah yeniden doğuşunun kitabı.

(Tanıtım Yazısından)

Sanırım bu sözler bu eseri tanıtmak için yeterlidir. Dileyen, ruhu kaldırabilecek olan bireylere tavsiye ederim.
Bir gün bizi havalandırmaya çıkarmış, ağızlarımız bantlı, ellerimiz kelepçeli soğukta sabahtan akşama kadar bekletmişlerdi. Selda Bağcan, o zamanlar bağımsızlar koğuşunun penceresinden bizi izlemiş ve çok etkilenmiş. Ertesi gün dilekçe vererek "Belki onlar gibi direnemem ama onların yanında olmak istiyorum," demiş ve yanımıza gelmişti.
Bir hamile arkadaş elleri arkasında kelepçelenerek doğuma götürülmüş, orada da sorgulanmıştı. Hamile olmanız, çocuk olmanız, genç ya da yaşlı olmanız karşılaşacağınız uygulama açısından size herhangi bir ayrıcalık tanımıyordu. Devlet, işkence konusunda cinsiyet ayrımını pek dikkate almıyordu. Kadın-erkek eşitliği işkencede sağlanmıştı...
Normal koşullarda hiçbir insan başkasının yanında soyunmak istemez. Bunun üzerine saldırırlar. Üzerinde hiçbir şey olmadığı bilinir ama ona rağmen çırılçıplak kalıncaya kadar zorla soymaya devam ederler...
Cinsel bir şiddetti bu.
Kadın cezaevine geldiğinde dört-beş aylık hamile. Herkes doğacak bu bebek için içeride bir şeyler örüyor. Kimisi patik, kimisi yelek, kimisi kazak. Kadınlar koğuşunda müthiş bir hareketlilik. Tutuklular kendi aralarında çocuğun kız mı, yoksa erkek mi olacağı üzerine iddiaya giriyor. Kadın da çocuğunun olmasını çok istiyor. Fakat emniyette gördüğü işkenceler yüzünden psikolojik sorunları da giderek ağırlaşıyor. Hamileliğinin yedinci ayında sancılanıyor. Erken doğum belirtileri görülüyor. Tutuklular sabahlara kadar kapılara vuruyor ama ne gelen oluyor ne de giden. Doğum mecburen koğuşta gerçekleşiyor. Fakat göbeği paslı bir teneke parçasıyla kesildiği için bebek tetanos olup iki gün sonra ölüyor. Ben koğuşa bu olayın ardından geldim ve onu gördüğümde bebeğin ölümü nedeniyle çok daha kötüleşmişti. Gözlerini bir noktaya dikip öyle boş boş, kimseyle bir şey konuşmadan bakıyordu. Bu olay kadınların tümünde panik yaratmıştı. Çünkü sabaha kadar kapılara vurmalarına karşın doğum yapmak üzere olan arkadaşlarının hastaneye kaldırılmasını sağlayamamışlardı ve bunun bedelini de doğmamış bir bebek ödemişti.
Bazı açlık grevlerinde hücre mazgallarımızın önüne köfteci tezgahı getirip köfte kızartmışlardı. Mazgal deliğini açıp kokuların içeri gelip bizi etkilemesi için özel olarak uğraşmışlardı. Hastanedeyken başımızın ucundaki komodinin üzerine kokusu tüten sıcak yemekler bırakıyorlardı. O kadar saygısız ve iğrençtiler. Bu numaralar direniş boyunca çeşitlenerek ve artarak devam etti.
Şimdi nasıl "terör suçlusu" tanımını icat ettilerse o zaman da siyasi tutsaklara askeri statü getirerek 13-1 talimatnamesi adı altında askeri kuralları dayatmışlardı. Her dönem saldırmak için bir gerekçe uyduruldu.
Kitaplarımız, bir gece vakti, gözümüzün önünde varillere dolduruldu ve yakıldı. Kitapların, büyük yağ varillerinin içinde yanması saatler aldı. Gece boyu içimiz ezilerek, yanan kitapların dumanını kokladık. Ekim ayının soğuk bir gecesiydi. Askerler, alevlerin karşısına geçip ellerini ısıttılar.
"İki seçenek vardı ve her ikisi de birbirinden beter sonuçlar doğuracaktı. Toplum, cezaevlerinde yaşananlarla ilgilenebilirdi ki, bu durumda, duvarların ardındaki travmanın dolaysız ortağı olacak ve kaçınılmaz olarak bundan nasibini alacaktı. Yaşananlara sırtını dönüp görmezlikten gelebilirdi ki, bu durumda da insani özelliklerinden önemli tavizler verecek, sosyal kimliği büyük yaralar alacaktı. Geçen yıllar, toplumun ikinci seçeneği benimsediğini gösterdi. Hemen herkes, duvarlara sırtını döndü, yükselen çığlıklara kulaklarını tıkadı. Ve eskiden toplumsal vicdan denilen bir şey vardıysa, çoktan beridir yok oldu."
" Elinizdeki kitabın, haksızlığa, adaletsizliğe, acılara, işkenceye ve kitlesel ölümlere sırtını dönmeyi becerebilenlere katabileceği pek bir şey yok. Çünkü o pek bilinen deyimdeki gibi, "Duymak istemeyenden daha sağır, görmek istemeyenden daha kör kimse bulunamaz." "
"Ölümün normalleşmesi, yaşam sevincinin tükenmesi ve gelecek düşlerin körelmesi demekti. Ölüm normalleştikçe toplum tepkisizleşti, ülkeyi acılara boğanların eli güçlendi, önleri daha bir düzlendi. Bu gerçeklik, hiç kuşku yok ki, boyun eğen toplumun ortaklaşmış ruh haliydi."
"Ateş düştüğü yeri yaktı. 12 Eylül'ün ardından cezaevlerinde işkence ve direnişler sonucu meydana gelen ölümler, hiç kuşkusuz ölenlerin ailelerine ve arkadaşlarına sonsuz acılar yaşattı. Fakat ardı arkası kesilmeyen ölümler, istatik değerler haline dönüştükçe içselleşti ve daha kolay kabullenildi. Sık sık dile getirilen 'istikrar' ve toplumdan beklenen 'uyum süreci' tam da böyle bir şeydi; gözaltıların, tutuklamaların, tarlalara dizilen ölülerin ve duvarların ardından gelen ölüm haberlerinin sıradanlaşması... Anormal süreçlerin ürettiği tüm bu acılar cenderesinde bile normalleşme sağlanmıştı işte... Ve bir başka nokta; dört duvarın ardında uygulanan yoğun şiddet, geleceği de ipotek altına aldı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Asılmayıp Beslenenler
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
405
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057728173
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Asılmayıp Beslenenler - Bir 12 Eylül Hesaplaşması 1
Asılmayıp Beslenenler
Asılmayıp Beslenenler
12 Eylül cuntasının toplumsal tahribatının sonuçlarını istatistiki veri olmaktan çıkaran ve o günleri yaşayanların tanıklığına dayanan bu sözlü tarih çalışması, hem kurumsallaşmış işkencenin dehşetini hem de insanlığın tarihsel onurunu gözler önüne seriyor.

Yalnızca hainleri değil, bir bütün olarak toplumu ve gelecek kuşakların siyasal bilincini yok etmek adına tankla topla devreye sokulan bu örgütlü kimliksizleştirme politikasının başarıya ulaşan ve her şeye rağmen yenilgiye uğrayan yönlerini açıklıkla ortaya koyuyor.

Sesini her yükseltenin terörist olarak yaftalanması, insanlıkdışı hapishane koşulları, hak gaspları, işkenceler ve ödüllendirilen işkenceciler... Bütün bunların normalleştiği ve kanıksandığı Türkiye tarihinin son elli yılındaki devlet geleneğini ve bu gelenekteki sürekliliği gözler önüne seren Asılmayanların yaşadıkları, toplumsal hafızayı diri tutarak dünle bugünün bağını güçlendiriyor.

Asılmayıp Beslenenler, unutuşun zindanlarına terk edilmek istenen hakikatin güneş misali her sabah yeniden doğuşunun kitabı.

Kitabı okuyanlar 20 okur

  • Jünior Müşavir
  • Yusuf Aras
  • n
  • Roşeysa
  • Ali Özdemir
  • Mustafa yaşan
  • Bengî

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0