Burak Toptaş, "Şairin şiiri, çıkamadığı enkazların kalıntısıdır derler. Benim de çıkamadığım enkazların kalıntıları bu şiirlerdir ve bu şiirleri sevgi denen kavramın hakkını tüm benliğiyle, tüm samimiyetiyle verenlere, gerçek bir aşk hikayesi yaşayanlara armağan ediyorum." diyerek Aşk-ı Beis'i okurlarına sunmuş.
Böyle bir girizgâh yapması oldukça derin ve yorumlara açık olduğundan, "enkaz" kelimesini duygu karmaşasının sembolü olarak ele alıyorum. Deneyimler ve duygular kelimelerle şekillendikçe, enkazın parçalarını bir araya getirerek yeni bir yapı oluşturmuştu. Şiirleri bu anlamda hem yıkımın hem de yeniden doğuşun bir ifadesiydi. Toptaş'ın kendi iç dünyasının derinliklerinde yatan duyguları ve deneyimleri kalemine yön vererek dışa vurması etkileyiciydi. Enkaz metaforuyla birlikte şiirlerine derinlik ve anlam katarak, okuru düşünmeye ve kendi deneyimleriyle bağ kurmaya teşvik etmişti.
Aşk-ı Beis isminin de benzer şekilde, aşkın yıkıcı ve acı veren yönünü vurgulamak için tercih edildiğini düşünüyorum. Kelime derinliği hakkında düşününce, insanın aşk kavramına yüklediği anlamları sorgulama dürtüsünden de kendimi alamadığım bir gerçek. Çünkü yanlış bir aşka düştükten sonra yaşanılan içsel çöküş, özlemekten daha fazlasına sebebiyet verebilir. Bu doğrultuda, şiirlerde özlemin yarattığı hüznün, bastırılmış acı ve umut gibi duyguların yoğun bir şekilde ifadelendirilmesi oldukça sarsıcıydı. Toptaş'ın kalemiyle mutlaka tanışmalı, şiirlerinin duygu dolu dünyasında kaybolmalısınız.
"Sevda Kokulu Mektuplar" şiiri ise beni en çok etkileyen şiirler arasında yerini aldı.
"Eskiden aşklar bir başkaydı.
Aşık olanlar hasretin, özlemin ateşiyle yanardı.
O güzel sevdalar, mektuplarda bir bir yaşardı.
Nerede kaldı o aşk kokulu, sevda kokulu mektuplar?"
Tabii ki,