Adı:
Avrasya Mucizesi
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
161
Format:
Karton kapak
Çeviri:
Zeynel Kılınç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Küre Yayınları
Avrupa'nın üstünlüğü görüşü, 19. yüzyılda ortaya atılan insan ve toplum konulu birçok ilerlemeci teorinin ortak kabulüdür. Antik dönemden feodaliteye ve sonrasında kapitalizme geçiş şeklinde gerçekleşen doğal ilerleme sürecinin sadece Batı'da yaşandığı iddia edilir. Bu sürecin, Batı'nın küresel üstünlüğünün temelinde yatan "Avrupa Mucizesi"nin bir parçası olduğu hâlâ kabul görmektedir.

Jack Goody, bu Avrupa-merkezci dünya görüşünü sistematik bir biçimde çürütüyor ve Avrupa mucizesinden ziyade bir Avrasya mucizesinden bahsediyor. Bu mucize, Tunç çağı kent devriminden itibaren yaşanmaya başlamış ve Avrupa'dan önce Ortadoğu, Hindistan ve Çin'i etkilemiştir. Bu çerçevede, Doğu ile Batı arasında yaşanan uzun süreli bilgi alışverişi münavebeli (dönüşümlü) bir üstünlüğe zemin hazırlamıştır. Goody'nin gerek indirgemeciliği gerekse daimi üstünlük mefhumunu reddeden münavebe yaklaşımına göre taraflardan birinin üstünlüğünü muhakkak diğerinin üstünlüğü takip etmiştir. Bu münavebe halen de yaşanmaktadır: Batı'nın halihazırdaki üstünlüğü yerini yakın zamanda Doğu'ya bırakacak gibi görünmektedir.

"Bu kısa ama zengin muhtevalı kitapta Goody, The Theft of History'de ve diğer kitaplarında ortaya koyduğu tezini pekiştiriyor ve Batı-merkezci yaklaşımın tabutuna bir çivi daha çakıyor."
Peter Burke, Cambridge Üniversitesi
‘’Kapitalizm ve Modernlik’’ ve ‘’Tarih Hırsızlığı’’ gibi kitapların yazarı Jack Goody Avrasya mucizesi adlı bu çalışmasıyla öteden beri tartışılagelen Avrupa’nın mutlak üstünlüğü teorisine eleştirel bir bakış açısı getirmektedir. Jean Baechler, John Hall, ve Michael Mann’ın aralarında yer aldığı bir grup Avrupalı entelektüel 1980lerde bir konferans düzenlemiş ve daha sonra bildirilerini bir kitap olarak yayınlamışlardır. Bu kitaba cevap mahiyetinde Avrasya Mucizesi’ni kaleme almış olan yazar batı perspektifiyle, batı dışı toplumlarda kapitalizm, modernlik ve sanayileşmeye ilişkin benzer gelişmelerin görmezden gelinerek batının elde ettiği gelişmeyi bu coğrafyaya özgü bir nitelik olarak gören anlayışa adeta bir savaş ilan etmiştir.
Goody, dünyaya Avrupa hâkimiyeti penceresinden bakan ve Avrupa’nın her daim üstün olduğunu kabul eden Weber gibi erken dönem sosyologlar ile Braudel Laslett Joseph Needham gibi tarihçilerin de benimsediği 19.yy teorisi olan “Avrupa’nın her daim üstün olduğu” inancının yanlış olduğu ön kabulü ile başlıyor.
Yazar Avrupa’nın gelişimine ilişkin gerçek nedenin ne olduğunu sorgular ve kitabın özüne ilişkin bir soru sorar. Bu soru Avrupa’nın (Avrupa içinde Batı Avrupa, Batı Avrupa içinde Kuzey Batı Avrupa ve hatta bazı durumlarda İngiltere’ye özgü faktörlerin peşine düşer) bir sıçrayış gerçekleştirerek moderniteye, sanayileşmeye ve kapitalizme neden dünyanın geri kalan kısımlarından önce ulaştığı meselesidir.
Avrupa’nın Sanayi Devrimi’nde ve Rönesans döneminde ortaya koyduğu başarılar göz ardı edilemez. Ancak bu başarıların kökeninde de Avrasya’nın payı göz ardı edilemez. Bu durum üstünlük yerine münavebeyi (sırası ile öne geçme) doğurmuştur. En başında iddia edilen bu görüşle ilerleyen bölümlerde bu görüşe kaynaklık eden unsurların doğu batı bağlamında karşılaştırmaya tabi tutulmuş, Avrupacı görüşün yanılgılarına vurgu yapılmıştır. Bu görüş bağlamında da modern dünyanın oluşumu atfedildiği gibi sadece batının eseri midir? Diğer kültür ve uygarlıkların bu şekillenmedeki katkısı nedir? sorularına farklı perspektiften bakılarak yanıt aranmıştır.
Yazara göre batı ile doğu arasındaki farkı yaratan şey Sanayi Devrimidir. Kapitalizmi geliştiren –özellikle geliştiren kavramı kullanılmış çünkü yazar kapitalizmin İngiltere’de değil farklı coğrafyalarda doğduğuna inanmaktadır- 19.yy a ait bir İngiliz kavramı olan kapitalizm kavramını kullanmadan da kent ortamlarında ve kırsal toplumlarda imalat ve ticaret faaliyetlerinin kesintisiz tekâmülü meselesini anlayabilmemiz mümkündür anlayışını ileri süren yazar ; şu an hakim düzen olan kapitalizmin gelişmesinden çok kökenine odaklanmıştır. Ancak önemli olan gelişmesine uygun ortam olan batının özellikleridir.
Avrupalılar’’ Doğu medeniyetleri kapitalizmi ortaya koymada neden başarısız oldu? Batı medeniyetinin yükselişine zemin hazırlayan benzersiz nitelikler nelerdir? sorularına yoğunlaştılar. Sorular doğuya ve batıya bakış açısını göstermek için önemli örnek teşkil etmektedir. Doğunun başarısızlığı sorgulanırken batının mucizeye kaynaklık eden nitelikleri sorgulanmaktadır. Çünkü Avrupacılar çoğunlukla kendilerini övünmeye değer diğer bir ifadeyle mucizenin meyvelerini yiyen hatta mucizeyi bizzat ortaya koyan kişiler olarak görürler. Söz konusu edilen mucize kavramıyla da birden o topraklarda zuhur eden, hiçbir etkileşimde bulunulmadan sanki kapalı coğrafyada bir fanus içinde yaşıyormuşçasına bir meydana geliş kast edilir.
Bazı tarihçilere göre batı Rönesans’tan itibaren üstünlüğü ele geçirmiştir. Rönesans (yeniden doğuş) bir zorunluluktu. Avrupa çökmek üzereyken yeniden doğuşa ihtiyaç duydu. Yazar Uzak Doğu ile Avrupa arasında Yakın Doğu aracılı ticaret faaliyetlerinin çok erken dönemlerden itibaren gelişmesiyle birlikte başladığı ve hatta Avrupa’nın Rönesans ve bilimsel bir devrimi yaşamasında etkili olan birçok yeniliği bu sayede özellikle Çin’den aldığı yönünde kanıtlar sunmaktadır. Ancak batı tüm gelişmeleri yine kendinden bilmiş ve doğu etkisini görmezden gelmiştir. Batı kurnazca istifade ettiği bu yenilikleri sanki kendisininmiş gibi benimsemiş ve özümsemiştir. Ancak batının da çabalarını görmezden gelemeyiz. Batı durağanlığı seçmemiş öğrendiklerini uygulamaya geçirmiş, faydalanmayı bırakmamış, bir adım daha öteye taşıyabilmek için çalışmıştır. Kitapta doğu-batı benzerliğine odaklı bir yaklaşım benimsendiğinden batının bu çabası görmezden gelinmiştir.
Rönesans sekülerleşme sağlamış ve bilimsel devrime zemin hazırlamıştır. Tacir sınıfının oluşmasıyla bu sınıf aristokratlarla rekabet etmede kullanabilecekleri kazanca sahip olmuş, kendi kültürlerini kendi tiyatro eserlerini ve kendi eğitim kurumlarını tesis etmişlerdir. Çünkü genç kuşakların ticaretle alakalı meseleleri bilmesi , hesapların tutulmasında yazıyı ve matematiği öğrenmeleri gerekmekteydi. Kilisenin kontrolünde ruhban sınıfı yetiştiren bir eğitim tacirlerin çıkarına hizmet etmemekteydi. Tacirler artan prestijleri sayesinde okul ve üniversitelerin müfredatlarını belirlemiş, en azından etkileyebilmişlerdir. Bu durum da sekülerliğin kurumsallaşmasının batıda gerçekleşmesinin nedenlerindendir.
Rönesans yeni bir zihniyet ve söylem oluşturmamasına rağmen bilgi teknolojilerinin kullanımını hakim kılmıştır. Ancak yazar kitapta Rönesansa sanki yeni bir söylemle gökten inmiş gibi yaklaşmış ve bütün bu üstünlüğün Rönesans kaynaklı olduğunu ileri sürmüştür.
Yazara göre Asya’nın hiçbir yerinde doğunun yeniden doğuşuna ihtiyaç olmadı. Çünkü Avrupa’nın çöküşü gibi bir çöküşü doğu hiçbir zaman yaşamadı. Avrupa’nın çöküşünde feodalitenin rolü yadsınamaz. Avrupa’yı modernizme ulaştıran bu dönemde toplumsal yaşamda durağan bir aşamaya geçilmesi nedeniyle karanlık çağ olarak nitelenen bu dönemin sonunda Avrupa bir canlanma yaşamış ve bir sonraki aşamaya geçmiştir. Yazarın bu görüşünün aksine Cengiz Han ve Timurleng’in batı seferleri sonucu Anadolu’nun istilaya uğraması şehirlerin yıkılması, kütüphanelerin yakılması sonucu Anadolu Medeniyeti bir çöküş dönemi yaşamıştır ve toparlanması da uzun yıllar almıştır. Rönesans gibi bir tamamen çöküşten ,kurtarıcı bir yenilikten bahsedilemese de tutukluk döneminden kurtulmaktan bahsedilebilir.
Asya istisnacılığı ve doğu despotizmi gibi doktrinler kitapta sorgulanmıştır. Bu doktrin savunucularına göre doğuda kentli yaşamdan tamamen soyutlanmış bir tablo çizilir ancak yazara göre doğuda bir kent kültürü hâkimdir ve bu kültür sayesinde şehre özgü zevkler gelişmiştir. Marco Polo Çin’in güneydeki başkentini ziyaretinde, tarihe tanıklık etmiş ve her açıdan dönemin Avrupa ‘sını geride bırakan ekonomisi ve sosyal yaşamıyla gelişmiş bir kentle karşılaştığını ifade etmiştir.
Yazar temel olarak doğu ve batının farklılıklarına değil benzerliklerine odaklanmıştır. Ona göre doğu batının tamamen ayrışması hiçbir dönemde gerçekleşmemiş, birbirlerini her dönemde etkilemişlerdir. Asya ve Avrupa ne birbiri ile uyumsuz ve kıyaslanamazdır ne de Marx ve Weber gibi diğer birçoklarının öne sürdüğü farklı gelişme yollarını takip etmişlerdir. İki bölge aslında oldukça paralel bir seyir izlemiştir. Ancak Avrupalılar her daim farklılıklara, doğuda sözde aşk mefhumunun olmayışına, erken evliliklere ve yine sözde çok çocuk yapılarak aile planlamasının olmamasına dikkat çekmeye çalışmışlardır.
Goody, modernleşme, kapitalizm ve sanayileşmeyi neden doğu değil de batının başardığı (ya da en azından bu süreçlerin doğu ve batıda neden aynı anda vuku bulmadığı yönünde tartışmalara tarihsel bağlamda yaklaşmış; Babürler döneminde tarihçi Raychaudhuri saray için üretim yapan atölyelerin yani karkhanaların İngiliz hâkimiyetiyle ortadan kaldırılmasıyla Hindistan’da modern anlamda sanayileşmeye temel olacak model fabrikaların yok olduğu görüşünü aktararak aslında kaynağı doğuda aramak gerektiği fikrini yinelemiştir. Akdeniz çevresindeki İstanbul, Şam, Bağdat ve İskenderiye gibi şehirlerde bilhassa da limanlarda hareketli bir ticari yaşamın olması bu kentlerin mübadele, imalat ,eğitim ve diğer ihtisas gerektiren faaliyetlerin merkezi haline gelmesi de kapitalizmin ilk ortaya çıkış sürecini sadece batıya özgüymüş gibi değerlendiren görüşe karşılık çok güçlü bir kanıt teşkil eder. Ancak yazar özellikle makinalaşma alanında neden teknik anlmda doğunun geri kaldığına tatmin edici cevaplar verememiştir.
Yazar modern bilimin ve teknolojinin batı kaynaklı olduğu fikrine karşı çıkmıştır. Ona göre matbaa ve kâğıt ilk olarak doğuda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Avrupa’nın eşsiz olduğu varsayılan teknik yaratıcılığına mal edilen bu ürünlerin birçoğunun icadı doğuda gerçekleştirilmiş ya da itici gücü doğu oluşturmuştur. Doğudan yapılan ipek ithalatıyla rekabet etmeye çalışan batıda pamuk endüstrisi bu itici güçle gelişmiştir. Erken dönemlerde kâğıdın kullanımıyla ileri bir toplum haline gelmiş olan İslam dünyası bilgi toplumunun oluşturulmasında geride kalmıştır. Bunda dini kitapların matbaada basılmasının dine aykırı olduğu yönündeki görüş etkili olmuştur. Aslında kitapta da dile getirilen böyle bir yasaktan bahsedilemez. Dönemin hattatlarının geçim kapılarının yok olmaması için uyguladıkları baskı ve radikallerin gavur icadı olarak gördükleri matbaayı benimseyememeleri bu tavırda etkili olmuştur.

Yazara göre batıyı taklit etmek basitlik olarak görülmüştür. Batı modernitede günümüze dek belirli aşamalardan geçmiştir. Batıyı saf taklitten öte, gelişmeleri örnek alarak daha ilerisine taşıma amacı güdülmelidir. Bu amaçtan sapılırsa Batının geldiği noktaya ulaşmak için verilecek uğraşla, ancak zamanın boşa harcanması yönünde doğunun aleyhine sonuç doğuracaktır.
Doğu her ne kadar tarihte bazı dönemlerde üstün konumda olmuş olsa da günümüzde uyuklayan bir dev değildir. Gelişmelere açık ve günün koşullarına uyabildiği sürece üstünlüğü ele geçirme şansını elinde tutabilecektir. Yoksa goody’nin bahsettiği münavebe dönemine ulaşmak hayal olmaktan öteye geçemeyecektir. Yazar iddialarını güçlendirmek adına sık sık tekrara düşmüştür ancak bu durum akademik değerine zarar verecek düzeyde değildir. Kitap değindiği konularda hatırı sayılır bir kaynakça sunmaktadır. Üslubu anlaşılması kolay ve akıcı dili de kitabı bir başucu kitabı haline getirmektedir.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Avrasya Mucizesi
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
161
Format:
Karton kapak
Çeviri:
Zeynel Kılınç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Küre Yayınları
Avrupa'nın üstünlüğü görüşü, 19. yüzyılda ortaya atılan insan ve toplum konulu birçok ilerlemeci teorinin ortak kabulüdür. Antik dönemden feodaliteye ve sonrasında kapitalizme geçiş şeklinde gerçekleşen doğal ilerleme sürecinin sadece Batı'da yaşandığı iddia edilir. Bu sürecin, Batı'nın küresel üstünlüğünün temelinde yatan "Avrupa Mucizesi"nin bir parçası olduğu hâlâ kabul görmektedir.

Jack Goody, bu Avrupa-merkezci dünya görüşünü sistematik bir biçimde çürütüyor ve Avrupa mucizesinden ziyade bir Avrasya mucizesinden bahsediyor. Bu mucize, Tunç çağı kent devriminden itibaren yaşanmaya başlamış ve Avrupa'dan önce Ortadoğu, Hindistan ve Çin'i etkilemiştir. Bu çerçevede, Doğu ile Batı arasında yaşanan uzun süreli bilgi alışverişi münavebeli (dönüşümlü) bir üstünlüğe zemin hazırlamıştır. Goody'nin gerek indirgemeciliği gerekse daimi üstünlük mefhumunu reddeden münavebe yaklaşımına göre taraflardan birinin üstünlüğünü muhakkak diğerinin üstünlüğü takip etmiştir. Bu münavebe halen de yaşanmaktadır: Batı'nın halihazırdaki üstünlüğü yerini yakın zamanda Doğu'ya bırakacak gibi görünmektedir.

"Bu kısa ama zengin muhtevalı kitapta Goody, The Theft of History'de ve diğer kitaplarında ortaya koyduğu tezini pekiştiriyor ve Batı-merkezci yaklaşımın tabutuna bir çivi daha çakıyor."
Peter Burke, Cambridge Üniversitesi

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • ukulele

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%100 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0