Beni Unutma Rusyam (Asırlık Sürgün)

·
Okunma
·
Beğeni
·
76
Gösterim
Adı:
Beni Unutma Rusyam
Alt başlık:
Asırlık Sürgün
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
170
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058089204
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kuzey Işığı Yayınları
(...) Biraz paramız kalmıştı. Bir adam yanımıza geldi. Sizi otele götüreyim dedi. Mecburduk, çare yoktu kabul ettik. Sirkeci'de bir otel. O yılların otellerini siz düşünün. Bir odada üç yatak, banyo yok, lavabo koridorda, tuvaleti kaldığımız kattaki herkes kullanıyor. Alışkanlıklar değişik. Gece üzerimde bir şeyler zıplıyordu. Mama yardım et! diye haykırdığımı hatırlıyorum.

Çarlık Rusya'nın sonunu getiren Ekim Devrimi'yle ilgili bugüne kadar Türkiye ve dünyada pek çok kitap yayımlandı. Biz bu kitapta devrimin zorlu yanlarını mercek altına alıyoruz. Bunun için birinci elden tanıklıklara başvuruyoruz.

Devrim öncesinde Kars henüz Rus Çarlığı'nın eyaletiyken tarihi şehre yerleşen Beyaz Ordu mensuplarıyla, devrimin hemen ardından hayatlarını kurtarmak için başka ülkelere kaçmayı başarabilen asillerin ve Beyaz Ordu mensuplarının zorlu yaşamlarına odaklanıyoruz.

Yaşanan devrimin ardından Beyaz Ruslar dünyanın dört bir yanına dağıldı. Pek çoğunun ilk durağı Türkiye oldu. 200 bine yakın Beyaz Rus zorlu şartlar altında gemilerle İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına vardılar. Gemiler Çarlık Rusya'nın asillerini taşıyordu. Kader yolcuları ancak haftalar sonra karaya inmeyi başarabildi. Denizin ortasında öylece kalakaldılar. Bazıları zorlu şartlar altında bilinçlerini yitirdi, bazılarıysa intihar etti.

Türkiye'ye gelen yüz binlerce Beyaz Rus'tan bugün geriye sadece on kişi kaldı. Geçmişe tutunmaya çalıştıkları tek manevi varlıkları Karaköy'deki üç kiliseydi. Artık onları da yitirmek üzereler. Beyaz Ruslar aramızdalar fakat artık varla yok arasında bir yerdeler.

(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kars o yıllarda Rus Çarlığı’nın bir eyaletiydi. Bu yüzden Çarın has askerleri ve kimi asiller Kars’a yerleşmişler, yaşamlarını orada kurmuşlardı. İhtilal patlak verene kadar her şey yolunda gitti. Hatta Çar Nikolay kendisi için tarihi şehirde bir av köşkü inşa ettirdi. Dünya dengeleri sürekli devinim halindeydi. 1921 yılında imzalanan Kars Antlaşması’yla kent yeniden Türkiye’nin yönetimine geçti. Kars’a yerleşen Beyaz Ruslar isteseler de Rusya’ya geri dönemediler çünkü dönecek olsalar onların da sonu ölüm olacaktı.
Kars’a yerleşmiş olanlar Rusya’dakilere kıyasla şanslıydı. Çünkü ailelerini ve evlerini terk etmek zorunda kalmadılar. Atatürk tarafından Kars’ta varlıklarını devam ettirmelerine izin verildi.
Bugün Galatasaray’da bulunan Çiçek Pasajı, ismini çiçek satan Beyaz Rus kızlarından alıyor. Aslında bu hikaye de pek çok “İstanbul Masalı” gibi unutulup gitti.
İlk kurulan mesleki birliklerden biri “Rus Soförler Kulübü” oldu. O yıllarda İstanbul’da 700 civarında motorlu araba vardı. Bunların bir bölümü dolmuş olarak hizmet veriyordu. Beyaz Ruslar işte bu az sayıdaki arabayla İstanbul’un merkezi semtleri arasında yolcu taşımaya başladı. Şoförlerin neredeyse hepsi Beyaz Ordu birliklerinde görev yapan zırhlı araç şoförleriydi. Böylelikle İstanbulluları “dolmuşçuluk” kavramıyla tanıştırdılar.
Soğuk iklimden gelen Ruslar mülteci kamplarının da yer aldığı Florya gibi sayfiye alanlarında plajlar açtı. Türk örf ve adetlerinin aksine Beyaz Rus kadınlarının dönemin şartlarına göre serbest bir şekilde plajlardan denize girmeleri ve güneşlenmeleri de olay oldu.

Beyaz Ruslar plaj kültürünün de İstanbul’a kendileriyle birlikte geldiğini söylüyor. Sadece plaj kültürü değil, daha pek çok kavram ve isim de onlarla beraber İstanbul’da hayat bulmaya başladı.
Tarihi kaynakların altardığına göre İstanbul’a ulaşan mülteci sayısı dalga dalga 200 bini buldu. Vapurların pek çoğu İstanbul Boğazı açıklarında haftalarca bekletildi. Mültecilerin karaya inmesine izin verilmedi. Tabii ki aralarında nüfus sahibi olanlar bu uygulamadan muhaf tutuldu ve gemilerden inmeyi başardı.

Pera artık Beyaz Ruslarla dolmuştu. İstanbul’un çeşitli semtlerindeki hastaneler de öyle. İstanbul’un muhtelif semtlerinde kamplar kuruldu. Şehirdesalgın hastalık endişesi yaşanıyordu. Çünkü kötü şartlar altında İstanbul’a ulaşan Beyaz Ruslar arasında açlık ve kötü yaşam koşulları nedeniyle çeşitli salgın hastalıklar baş göstermişti. Yaşananlara dayanamayanlarsa ya intihar ediyorya da akıllarını yitiriyordu. Bir ekmek dilimi için gönleklerini, altanslarını bile verecek hale geldiler. Oysa zengin sofralara, ışıltılı salonlara alışmışlardı.
Eskiden İstiklal Caddesi’nin çok farklı bir yer olduğunu belirten Boris şöyle devam etti:

“Binaları, insanları, sosyo-kültürel yapısı her şeyi farklıydı. İstiklal Caddesi’ne çıkmak demek büyük bir işti. Herkes en güzel kıyafetlerini giyer, şapkalarını, eldivenlerini takardı. Ailem hep orada yaşadı. İstiklal Caddesi her ne kadar eskisi gibi olmasa da ben oradan ayrı kalamam.”

Beyaz Rusların İstanbul’u birer birer terk etmesi, göç yoluna çıkması ve pek çoğunun ölmesi nedeniyle artık yalnızlaştıklarını belirten Boris şöyle söyledi:

“Beyaz Ruslar İstanbul’a geldiğinde kentin çehresini değiştirdi. Pek çok ünlü balerin, prens, prenses, sanatçı, ressam aklınıza ne gelirse buradaydı, İstanbul’da. Dini günlerde kilise öylesine kalabalık olurdu ki, kalabalıklar merdivenlere taşardı. Kiliseye artık sonradan gelen Ruslar geliyor. Oysa bizim zamanımızda gelenler güngörmüş kişilerdi. Şimdi hiçbir şey aynı değil.”
Tarlabaşı bir dönemler İstanbul’un en görkemli en kozmopolit semtlerinden biri oldu. Beyaz Rusların da Pera çevresinde en çok yerleştiği semtlerden biriydi. Bugün Smirnoff votkası olarak dünyaya nam salan votkanın üretim tesislerinden biri de Tarlabaşı’nda açıldı. Bu meşhur votka uzunca bir süre İstanbul’da üretildi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beni Unutma Rusyam
Alt başlık:
Asırlık Sürgün
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
170
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058089204
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kuzey Işığı Yayınları
(...) Biraz paramız kalmıştı. Bir adam yanımıza geldi. Sizi otele götüreyim dedi. Mecburduk, çare yoktu kabul ettik. Sirkeci'de bir otel. O yılların otellerini siz düşünün. Bir odada üç yatak, banyo yok, lavabo koridorda, tuvaleti kaldığımız kattaki herkes kullanıyor. Alışkanlıklar değişik. Gece üzerimde bir şeyler zıplıyordu. Mama yardım et! diye haykırdığımı hatırlıyorum.

Çarlık Rusya'nın sonunu getiren Ekim Devrimi'yle ilgili bugüne kadar Türkiye ve dünyada pek çok kitap yayımlandı. Biz bu kitapta devrimin zorlu yanlarını mercek altına alıyoruz. Bunun için birinci elden tanıklıklara başvuruyoruz.

Devrim öncesinde Kars henüz Rus Çarlığı'nın eyaletiyken tarihi şehre yerleşen Beyaz Ordu mensuplarıyla, devrimin hemen ardından hayatlarını kurtarmak için başka ülkelere kaçmayı başarabilen asillerin ve Beyaz Ordu mensuplarının zorlu yaşamlarına odaklanıyoruz.

Yaşanan devrimin ardından Beyaz Ruslar dünyanın dört bir yanına dağıldı. Pek çoğunun ilk durağı Türkiye oldu. 200 bine yakın Beyaz Rus zorlu şartlar altında gemilerle İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına vardılar. Gemiler Çarlık Rusya'nın asillerini taşıyordu. Kader yolcuları ancak haftalar sonra karaya inmeyi başarabildi. Denizin ortasında öylece kalakaldılar. Bazıları zorlu şartlar altında bilinçlerini yitirdi, bazılarıysa intihar etti.

Türkiye'ye gelen yüz binlerce Beyaz Rus'tan bugün geriye sadece on kişi kaldı. Geçmişe tutunmaya çalıştıkları tek manevi varlıkları Karaköy'deki üç kiliseydi. Artık onları da yitirmek üzereler. Beyaz Ruslar aramızdalar fakat artık varla yok arasında bir yerdeler.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • irem

Kitap istatistikleri