Bir Hayata Dokunursan Gökyüzü Hala Mavi 2

10,0/10  (2 Oy) · 
2 okunma  · 
2 beğeni  · 
219 gösterim
Bir Hayata Dokunursan'da yazar, yargılananın sesinden öte artık kendisidir:

"Varsa eğer, sığındığım bir parça adaletti. O da bugün, bu mahkeme salonunda öldü."

"Yazar adaletsizlikle karşı karşıya geldiğinde kelimelerine akort çeker, geride kulaklarımızda bir uğultu ve yüreğimizde bir sendeleme bırakarak başka hayatlara uzanır.

Alman sanat eleştirmeni Hermann Bahrr 'İnsan bir kez kendisiyle dünyanın geri kalanı arasında ayrım yapabileceği bir sınıra vardığında, ben ve sen diyebildiğinde, dışı içten ayırabildiğinde, dünyadan kendisine ya da kendisinden dünyaya göçmekten başka bir seçeneği kalmaz.'der. Abbas Karakuş'un kitabı tam da bu ayrımsamanın farkına varmış bir insanın dünyadan kendisine göçerek kaleme aldığı yazılardır.

Goethe gibi söylersek bedenin gözü ruhun gözüyle çatışmaya girer ve kişi ancak bu çatışan güçler üzerine verdiği kararla gerçek sanatçı olur. Abbas Karakuş'u ruhun gözüyle okuduğumuzda yazarın yoksulluğa, demokrasiye, aşka, ayrılığa ve bilumum insana ait kavrama nasıl da duyarsız kalmadığı ve panik halinde olan ruhların çığlığını işlediği görülür."
- Kamuran Akyüz, Radikal kitap

"Gökyüzü Hâlâ Mavi'de aşklara ve yalnızlıklara ayarlı yüreklerin iç sızılarını, çekilen acıların nasıl birer mücadele azmine dönüştüğünü okuyacaksınız. Firesiz bir dil, usta işi kurgular, incelikler ve kaçınılmaz olarak kırılmalar..." - Aydoğan Yavaşlı, Ege Telgraf
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2015
  • Sayfa Sayısı:
    230
  • ISBN:
    9786056561900
  • Yayınevi:
    Son Kitap Yayınları
  • Kitabın Türü:
Cem BERKLEY 
03 Nis 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir Hayata Dokunursan
Bir Hayata Dokunursan'da yazar, yargılananın sesinden öte artık kendisidir:
"Varsa eğer, sığındığım bir parça adaletti. O da bugün, bu mahkeme salonunda öldü."
"Yazar adaletsizlikle karşı karşıya geldiğinde kelimelerine akort çeker, geride kulaklarımızda bir uğultu ve yüreğimizde bir sendeleme bırakarak başka hayatlara uzanır.
Alman sanat eleştirmeni Hermann Bahrr 'İnsan bir kez kendisiyle dünyanın geri kalanı arasında ayrım yapabileceği bir sınıra vardığında, ben ve sen diyebildiğinde, dışı içten ayırabildiğinde, dünyadan kendisine ya da kendisinden dünyaya göçmekten başka bir seçeneği kalmaz.'der. Abbas Karakuş'un kitabı tam da bu ayrımsamanın farkına varmış bir insanın dünyadan kendisine göçerek kaleme aldığı yazılardır.
Goethe gibi söylersek bedenin gözü ruhun gözüyle çatışmaya girer ve kişi ancak bu çatışan güçler üzerine verdiği kararla gerçek sanatçı olur. Abbas Karakuş'u ruhun gözüyle okuduğumuzda yazarın yoksulluğa, demokrasiye, aşka, ayrılığa ve bilumum insana ait kavrama nasıl da duyarsız kalmadığı ve panik halinde olan ruhların çığlığını işlediği görülür."
- Kamuran Akyüz, Radikal kitap
"Gökyüzü Hâlâ Mavi'de aşklara ve yalnızlıklara ayarlı yüreklerin iç sızılarını, çekilen acıların nasıl birer mücadele azmine dönüştüğünü okuyacaksınız. Firesiz bir dil, usta işi kurgular, incelikler ve kaçınılmaz olarak kırılmalar..."
- Aydoğan Yavaşlı, Ege Telgraf
Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul

Kitaptan 3 Alıntı

Cem BERKLEY 
 18 Eyl 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Düşlerinin peşinden git, kurduğun hayaller senin olsun, başkalarının hayatını yaşama, anı yakala ve yaşa. İliklerine kadar duy aşkı, hisset tutkuyu. İhaneti gör, vefasızlık etme. Yalanı bil ama söyleme.

Şimdi temiz olduğun kadar kirleneceksin, mümkündür. Hayat bu, çoğu zaman adil değildir. Sen pes etme yine de, sevgi adına bir farklılık yaratabilirim inancını koruduğun sürece düşmeyeceksin. Unutma, o farklılığı yaratığın gün kurtulacaksın.”

Bir Hayata Dokunursan, Abbas Karakuş (Sayfa 86 - Son Kitap)Bir Hayata Dokunursan, Abbas Karakuş (Sayfa 86 - Son Kitap)
Cem BERKLEY 
 03 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Döndüğümde bir kahraman gibi karşılandım. Davetler, saygı ile karşılanmalar, güzel yemekler. Bu birkaç ay sürdü. Savaştan bir yıl sonra bir hiçtim, hem de kocaman bir hiç! Hayatım boyunca bu kadar aşağılandığımı hatırlamıyorum, resmen aptal yerine konmuştum. Beni savaşa gönderen devletim, bana sahip çıkmadığı gibi bütün kapılarını kapattı. Kahramanlığım çabuk unutuldu.

İçimde iyi ve güzel olan ne varsa talan ettiler, kalbimi öldürdüler; beni insan kılan ne varsa yok ettiler. Peki neyin uğruna? Barış mı, yalan! Haritalarda bile yerini bilmediğim, vatanımdan binlerce kilometre ötede bir ülkeye gönderdiler. Daha önce hiç tanımadığım ve görmediğim insanları bana öldürttüler, barış için!

Anadolu benim yurdum, büyükbabam bu topraklarda yatıyor. Türkiye’mi seviyorum yine de. Her şehrini, her sokağını, sabahın alacasında duman çökmüş dağlarını ve her bir ağacı göğün ucundan tutmuş ormanlarını. Nereye gidersem gideyim sonunda döneceğim ve kendimi ait hissettiğim vatanımı. Benim sevmediğim ve karşı olduğum savaşı başlatan idareciler, riyakâr yöneticiler. Çoğu kez birbirine diş geçiremeyen iki farklı ülke liderinin anlaşmazlığı değil midir savaş? Yoksa kim tanımadığı bir insanı öldürmek ister ki? Toprak için mi, sanmıyorum. Hem hangi savaş savaşı bitirebilmiş ki. Hal böyle olunca, barış doğmamış bir çocuk olmaktan öteye geçemiyor. Bana sorarsan, değerli olan her şeye rağmen yaşamaktır.

Ben Kore’deyken babam ölmüştü. Sevgimi bekleyen bir Senem yoktu. Güvercinlerim uçup gitmişlerdi. Yalnızca hasta ve yaşlı bir annem vardı. Onu da kısa bir süre sonra kaybettim. Artık katil bir yüreğe sahiptim. Ellerim kirliydi, parmaklarıma sinmiş barut kokusu hiç eksilmedi. Göğsüme takılmış bir düzine madalya da yoktu. O teneke parçalarını senin hırsını görmek için uydurdum. Hikâyenin gerçek tarafı şu, çekik gözlü çocuğa rastladığımız köyde teftiş yaptığımız sırada bir evde bulduğumuz bir miktar ziynet eşyasıydı. Başlangıçta savaş ganimeti diyerek sahiplendik, karargâha varınca da bölüşecektik. Daha sonra fikrimizi değiştirdik, onları gerçek sahibine, köyündeki katliamdan kurtulan tek insan olan o çocuğa verdik. İşte sana bir kahramanın itirafı. Şimdi beni anlıyor musun Antikacı Fenası? Beyliğin, zenginliğin açıkçası umurumda değil. Bu dünyada sahip olduğum tek iyi şey, yaşadığım sürece peşimi bırakmayan o çocuğun çekik gözleri. Onları da almaya ne senin, ne de başkasının gücü yeter. En iyisi sen şu halının parasını ver, yoluma gideyim. Eşeğim Garip aç, handa dört gözle beni bekler.”

“Bir Hayata Dokunursan” kitabından (s.30-32).
Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul
http://blog.radikal.com.tr/Blog/umuda-daha-yakin

Bir Hayata Dokunursan, Abbas Karakuş (Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul)Bir Hayata Dokunursan, Abbas Karakuş (Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul)
Meyra YOLCU 
03 Nis 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Az öncesine kadar gülümseyen yargıç, şimdi kaşlarını çatmış, kendince kutsal ve onurlu vazifesini yapmış olmanın coşkusunu yaşıyordu. Bu coşkusunda da haklıydı elbette. Yargılanması gereken yasaların savunuculuğunu hatta koruyuculuğunu yapıyordu. Hâlbuki yargılayan, yargılanandan daha temiz olmalıydı. Adalet duygusunun üstünde masmavi bir gökyüzü olmalı, karar verirken bulutlar gökyüzünü gölgelememeliydi. Bu mahkemede ise tam tersiydi. Yargıç bunun farkında mıydı peki? Farkındaydı tabi ki, kendisine verilmiş görevleri layıkıyla yerine getiriyordu sadece. Gözbağı çözülmüş bir yargıç için terazinin kefelerinin adalet adına dengede durması o kadar da önemli değildi.

Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul
http://blog.radikal.com.tr/Blog/umuda-daha-yakin

Bir Hayata Dokunursan, Abbas Karakuş (Sayfa 190 - Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul)Bir Hayata Dokunursan, Abbas Karakuş (Sayfa 190 - Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul)