Öncelikle Sena Nur Işık'tan okuduğum ilk kitap olduğunu belirtmek isterim. Kendisi benim uzun yıllardır takip ettiğim, videolarını hiç kaçırmadığım çok sevdiğim bir booktuber. Bir okur olarak kitap yorumlarını zevkle dinlemişimdir her zaman.. O yüzden de bunun hevesiyle biraz da kitabın konusu ve havası nedeniyle heyecanla başladım okumaya.. Genel olarak da ufak tefek şeyler dışında sevdim diyebiliriz. Anlatımı akıcı ve basitti. Öyle edebiyat yapıcam telaşıyla yazılmış upuzun tasvirler ve gereksiz uzun cümleler yoktu. O yüzden de sayfaları hızla çeviriyorsunuz.
Megan, kadınların sürekli hor görüldüğü, ezildiği, asla saygı görmediği, erkeklerin yüzüne bakmalarının bile yasak olduğu bir ülke olan Buz Krallığı'nda yaşıyor. Kadınlar belli bir saatten sonra dışarı dahi çıkamıyor. Çıkarsa başına gelecek her şeyi kabul etmiş oluyor. Her şey derken de ufak tefek cezalardan değil taciz, tecavüzden bahsediyorum. Ya da bir erkeğin gözlerine baktığınız için bile cezalandırılabiliyorsunuz. Öyle lanet bir ülke, öyle bir lanet dönemden bahsediyoruz. Ancak tüm bunlara aykırı fikirleri olan, itaatkar kelimesi kelime dağarcığında dahi bulunmayan kızımız, nefret ettiği bu ülkenin veliaht prensiyle evlendirilmeye zorlanınca ortalık karışıyor.
Ares ise şimdiye kadar her istediğini elde etmiş, hep bir gün Kral olacağının yüküyle hayatını yaşamış ve sorumlulukları üstlenmiş olan veliaht prensimiz.. Durum böyle olunca, onunla asla evlenmek istemeyen bir kadınla karşı karşıya geldiğinde dengeleri altüst oluyor. Bir yandan onun şimdiye kadar gördüğü kadınlardan farklı oluşu nedeniyle kayıtsızca ona çekilirken bir yandan da onunla ne yapacağını, geleceğin Kraliçesi olup olamayacağını sorguluyor. Yine de çok başarılı bir şekilde yaratılmış bir erkek karakter olduğunu düşünüyorum. Sonu hariç