·
Okunma
·
Beğeni
·
204
Gösterim
Adı:
Cadı
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
153
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750524356
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Cadı
Cadı
“Kötü dediler bana, kötü kötü kötü... İçimde nasıl bir prenses vardı oysa, böyle saçları sırma, gözleri menekşeli, kıpır kıpır kirpikleri kaşlarına değen, danteller işleyen dünyaya, tertemiz sarayı, mutfağında kaynayan hep bir tencere çorba, bahçesinde ayrık otlarından eser yok, şebboylar, şakayıklar, leylaklar, en kötü ihtimalle cam güzelleri, işinde gücünde, kendi halinde, gerektikçe iyilik peşinde koşan bir prenses, ve daha da gerekirse iyilik meleği, şaşakaldım doğrusu... Kötü kötü kötüsün dediler bana, huylandılar açıkça, huylandılar da hayalime yalanıma sövdüler. İçten içe göz diktiğim şeyleri nasıl da gördüler dedim, alnımda mı yazıyor yoksa yahu, sahnelere çıkmak istediğim, eteklerimi aça aça bir dansöz, bağıra bağıra bir oyuncu olmak istediğim…”
Adanın eskileri, uç uca, üst üste büyük ağaçları, yarım yarım saadetleri,kaybolan cinleri… Gizlisi saklısıyla, kahırlı, yankılı, tufanlı… Cadı, şayianın uçurduğu gövdesiyle Ümran’ın hikâyesi... Sinek papaz esas erkek, kupa kız esas kadın. Oylum Yılmaz, gidişi, gelişi ve kendisinden arta kalanı, istenmeyen bir kadını anlatıyor. Dünya, hatırlanmayan masallarla bir bir eksiliyor.


(Tanıtım Bülteninden
112 syf.
·1 günde·7/10
İstanbul Büyükada dendiğinde aklınıza İren, Kocakarı, Ferman ve tabii Ümran'ı getiren mistik ve melankolik bir masal... Çok keyif aldım ben okurken...
"Eski köşklere, konaklara girdim, odalarında dolaştım vakarla, ortancalarla dolu bahçelerde sürüdüm eteklerimi, gazinolarda ne demli çaylar içtim bardak bardak, üstüne gazoz çekirdek gırla, masalar doldu taştı adalılarla, eskilere değdi saçlarım kollarım yanaklarım, onlara bile yanaştım cesurca, kahramanlarımı savurdum umursamıyormuşçasına denizi, gözüme kestirdiğim en büyük dalgaya doğru yaptım hep bunu, saçlarımı uzattım, uçlarına çam iğneleri taktım, deli saraylı diye ardımdan laf edenlere uzattım ellerimi... En eski eşyalarla dolu evleri kiraladım hep, eprimiş branda bezleriyle ayakları nicedir çürümüş ahşap şezlongları doldurdum bahçelere, açmayan sardunyalar diktim kıyılarına; gündüz gözü yazlık sinemalara gittim, oturma düzenlerini bir bir kontrol ettim, akşamki filmi hep önceden ben bildim de söyledim etrafa; gölgeleri eteklerinden çeke çeke uzattım da akşamlarımı dar ettim... Kurtulmak istedim deli gibi. ya, olmadı, ayıramadım tarihimi talihimden, ümran'ı hiç mi hiç düşünmediğim bir akşamüstü, son çaybahçesinde oturup adaçayı içerken, aniden vazgeçtim bu bekleyişten, ilerde en sahipsizmiş gibi duran küçük teknenin içinden havalanıp da üzerime üzerime gelen karaltılara doğru elimi uzattım, elimin kararmadığını görünce ise içimden adaya ve ümran'a doğru bembeyaz bir kahkaha attım."
"Ağaçları köklerinden yapraklarına kandırıp nasıl oyuncak ettiysem kendime, onlardan aldıklarımla nasıl girdiysem insanların zihinlerine, gördüysem o kahrolası, perişan geleceklerini ve bunun intikamını nasıl aldıysa hepsi birer birer benden, işte öyle unuttum hem doğduğum toprağı hem de içimdeki adayı...
Şehir tabiata benzemez, daha kolay alır içine insanı, örter içinde yok eder hazmeder tüm kusurlarını, acılarını; onlardan beslenir gibidir, ve sen acını ve öfkeni ona verdikçe o seni büyüterek hiçleştirir...
Saflaşma lütfen rica ederim, dram falan değil bu gördüklerin, kadınlık içinden gelen her şeyi öldürmektir birer birer. Serinkanlılıkla otur da bir düşün, bu senin kaçıncı benliğin bir türlü içine giremediğin..."
"..., hava tadını verir toprağa ve içinde ne kadar çok solucan dolaşırsa o kadar renkli çiçeklerin, o kadar lezzetli sebzelerin olacak demektir."
Oylum Yılmaz
Sayfa 89 - Sel Yayıncılık
"Hayat insanın geçmişidir, ölümse henüz yürümeye başladığı yolun ta kendisi."
Oylum Yılmaz
Sayfa 97 - Sel Yayıncılık
"kan ve kemik eski gece dinindendir. Ölenlerin canının toprakta yaşama dönmesi en eski adetimiz. Toprağın yazgısı, hayata geri verilecek ölü canları beklemektir..."
Oylum Yılmaz
Sayfa 90 - Sel Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cadı
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
153
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750524356
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Cadı
Cadı
“Kötü dediler bana, kötü kötü kötü... İçimde nasıl bir prenses vardı oysa, böyle saçları sırma, gözleri menekşeli, kıpır kıpır kirpikleri kaşlarına değen, danteller işleyen dünyaya, tertemiz sarayı, mutfağında kaynayan hep bir tencere çorba, bahçesinde ayrık otlarından eser yok, şebboylar, şakayıklar, leylaklar, en kötü ihtimalle cam güzelleri, işinde gücünde, kendi halinde, gerektikçe iyilik peşinde koşan bir prenses, ve daha da gerekirse iyilik meleği, şaşakaldım doğrusu... Kötü kötü kötüsün dediler bana, huylandılar açıkça, huylandılar da hayalime yalanıma sövdüler. İçten içe göz diktiğim şeyleri nasıl da gördüler dedim, alnımda mı yazıyor yoksa yahu, sahnelere çıkmak istediğim, eteklerimi aça aça bir dansöz, bağıra bağıra bir oyuncu olmak istediğim…”
Adanın eskileri, uç uca, üst üste büyük ağaçları, yarım yarım saadetleri,kaybolan cinleri… Gizlisi saklısıyla, kahırlı, yankılı, tufanlı… Cadı, şayianın uçurduğu gövdesiyle Ümran’ın hikâyesi... Sinek papaz esas erkek, kupa kız esas kadın. Oylum Yılmaz, gidişi, gelişi ve kendisinden arta kalanı, istenmeyen bir kadını anlatıyor. Dünya, hatırlanmayan masallarla bir bir eksiliyor.


(Tanıtım Bülteninden

Kitabı okuyanlar 14 okur

  • Doğan Yalçın
  • tansevel
  • Emine Şalcı
  • ceren

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%16.7 (1)
7
%33.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0