Adı:
Çalılık
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143154
Kitabın türü:
Çeviri:
Gizem Kastamonulu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
“Kendi iç özünü değiştiremeyecek kadar yaşlı olduğuna inanmak burjuvazinin esas belirtisidir.” Bunu Paul mü söylemişti, yoksa Eduard mı? Mutlak doğruya ulaşmanın mümkün olduğuna dair kesin bir inançla, her şeyi tam bir fikir birliğine varana kadar tartışarak büyüyen iki lise arkadaşının hikâyesi bizi gerçeğin sürekli sallantıda olduğu bir huzursuzluk haline taşıyor.

Jungersen bu romanıyla bizi 1800’lerin sonunda, Danimarka’nın varlıklı bir ailesinde doğup büyüyen Paul’ün 82 yıllık hayatının farklı periyodları arasında dolaştırıyor. Artık 82 yaşında yaşlı ve hasta bir adam olan Paul, hastanenin beyaz tavanına bakarak hatıralarını çağırıyor. Ölmeden önce en yakın arkadaşı Eduard’la yeniden buluşabilmek için büyük bir arayışa giriyor ve bu arayış ona sadece Eduard’ı değil, yıllarca onunla birlikte yaşayan soruların cevabını da getiriyor. Jungersen “kişiyi kişi yapan nedir?” sorusunu bu romanında önce Paul’ü yaratarak ardından yok ederek soruyor...
368 syf.
Ben hiç 82 yaşında olabilecek miyim bilmiyorum... (Hiç mi? Kaç kere 82 yaşına girilir ki zaten¿) Ben 82.yaşımı görebilecek miyim hiç bilmiyorum... Giderek yaş almam, fizyolojik olarak derimin esnekliğini yitirmesine, boyumun kısalmasına, kas gücümün azalmasına sebep olacakken ruhumda ise bilakis betonlaşan sınır çizgilerimin balyozlarla kırılmasına, kibrimin cüssesinin küçülmesine, sağ duyumun artmasına sebep olacak mı?

Sosyal statümü ve gücümü, eğitimimden, konumumdan ve zenginliğimden aldığım için kendi iç özümü değiştiremeyecek kadar yaşlı olduğumu düşünmemin de menşesi burjuva olmam mı? Ne düşünüyorsunuz Mösyö? Sosyal sınıfı bir insanın gerçek özü olarak gören, bir "karakter" geliştirmenin ne demek olduğundan bihaber bireyin yaşlanınca sofrası ne kadar temiz kalır? Yeniden başlamak için artık çok mu geç? Ağaç hep yaşken mi eğilir?

İleriki yaşlarımda, geçmişimde bana iyi görünen insanlar kötü, kötü görünenler iyi görünmeye başlayabilir pek ala. Olmaz dediğin ne varsa bu dünya oldurmadı mı? Olur dediğin ne varsa olumsuzlanmadı mı?

Bize itici ve çekici gelen içgülerimizi, önyargılarımızı, kirlenmiş yargılarımızı, ballı lokma alakalarımızı, tanıdıklarımızı, nefretlerimizi, sevgilerimizi tekrar parçalarına ayırıp deneyimlerimizle birleştirsek yani her şey daha yakın bir incelemeye alınsa ne olur? Çok mu geç?

Karakter kazanmak için yaş almak gerekirmiş... Hani ağaç yaşken eğilirdi? Gençlik bir karakter geliştirebilmek için çok mu erken bir zaman? Birisi bana şöyle söylemişti:
"Sabit bir karaktere sahip olabilmek için sen ne kadar gençsen, ben de o kadar yaşlıyım." Neden amca? Olmamış mıyım ben? Potasyumumu eksik mi koymuşlar benim?

Let me tell you something...

Mis kokulu bir gül tomurcuğu olarak geldin. Suladılar seni. Biraz boy attın. Kimseden çekingenliğin olmadığı zamanlardı; duvar arkasında veya sessiz seyirci kitlesinin önünde olsun, hatırla. Çok uzun sürmedi o günler değil mi? Gençleştin; yeteri kadar su ihtiyacını karşılayamasa da meyve veren zeytin ağacı vurdumduymazlığıyla içtin, sıçtın, kustun, s... evdin. Bazen 24 saat yemek yemedin... Bazen toprağı ne kadar temizlersen temizle yine de bir yol bulup baş gösteren hüdayinabit gibi haddini aştın; yolununca "ben aslında çilektim, ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?" diye çıkıştın üstüne üstlük... Sonra farkına vardın; eski oynama şekillerin kayboldu. Artık büyüklerin faydası için sevimli görünmeye başladın. Daha göstermeci oldun. Ne kadar eğlendiğini ne kadar az üzüldüğünü etrafındakilere göstermeye başladın. Mış gibi yaptın. Gençliğin hazcılığı başka bir yöne evrilmeye başladı. Yaşının yakaladığı fakat olmak istemediğin birine dönüşmeye zorlandın. "Kendini seçmediği bir öze kelepçelenmiş gibi gördün, bir daha hiç çıkaramayacağı kağıt hamurundan deforme olmuş bir burun takan aktör gibi." Orkide görünümlü ısırgan otusun sen artık. Gel zaman, git zaman... Yağmurlar azalmaya, tansiyon vücudundan çekilmeye başladı. Kara çalı oldun. Solmuş bir çalılık oldun. Gül ile başlayıp, çalılık ile yapılan final için alkışlıyoruz seni... Artık kediler boklarını gömmek için senin yanıbaşındaki toprağı kazıyorlar. Kapatmasını da öğretiyorlar. Bu kediler bir mesaj mı vermeye çalışıyorlar?

Yaş aldıkça birbiriyle aşikar bağlantıları olduğunu düşündüğüm şeyler bir anda buharlaşıp kayboluyorlar.

Yoksa...

Birbiriyle kopuk gibi görünen paragraflarım sabit bir karakterimin olmayışının ipuçları mı?


Neyse... Hatalarımın kalbini kırmadan sahneden çekiliyorum...
Seni etrafa sürükleme şeklim yüzünden beni affetmen için binlerce kez özür dilerim. Şimdi görebiliyorum, senin daha mutlu ve özgür yaşama şeklinin beni nasıl provoke ettiğini ve sana nasıl kendi öğrendiğim "düzgün" yaşamayı öğretmeye çalıştığımı.
Her kuşak kendinden bir önceki kuşağın değerlerinden faydalanabilmiştir. Fakat dünya o kadar bozuldu ki, bizimki her şeyi yeni baştan düşünmesi gereken ilk kuşak.
Şimdi düşüşte olan biziz, ruhani durgunluktan çürümüş olan, diğerleri değil. Bu bedenlere sıkışıp kalmışız, bu garip ve uyumsuz bir şekilde karışmış kişiliklerin içinde, her bir irade kırıntısını sıraya dizsek sadece küçük bir parçasını yönetebileceğimiz.
Kendine sormaya başlarsın. Her şey mi yanlış? Yoksa sadece ben mi? Sonra, parçalar farklı bir desen oluşturur ve sen kendini aklarsın. Diğer insanı daha yüce bir tarafsızlık duygusuyla ve yoğun bir öfkeyle yargılarsın, çünkü başta bunun senin suçun olduğuna inandırılmışsındır. Belki de bu suistimal edilmişlik duygusu tam da senin ilk nefret kıpırtılarını hissetmene sebep olan şeydir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çalılık
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143154
Kitabın türü:
Çeviri:
Gizem Kastamonulu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
“Kendi iç özünü değiştiremeyecek kadar yaşlı olduğuna inanmak burjuvazinin esas belirtisidir.” Bunu Paul mü söylemişti, yoksa Eduard mı? Mutlak doğruya ulaşmanın mümkün olduğuna dair kesin bir inançla, her şeyi tam bir fikir birliğine varana kadar tartışarak büyüyen iki lise arkadaşının hikâyesi bizi gerçeğin sürekli sallantıda olduğu bir huzursuzluk haline taşıyor.

Jungersen bu romanıyla bizi 1800’lerin sonunda, Danimarka’nın varlıklı bir ailesinde doğup büyüyen Paul’ün 82 yıllık hayatının farklı periyodları arasında dolaştırıyor. Artık 82 yaşında yaşlı ve hasta bir adam olan Paul, hastanenin beyaz tavanına bakarak hatıralarını çağırıyor. Ölmeden önce en yakın arkadaşı Eduard’la yeniden buluşabilmek için büyük bir arayışa giriyor ve bu arayış ona sadece Eduard’ı değil, yıllarca onunla birlikte yaşayan soruların cevabını da getiriyor. Jungersen “kişiyi kişi yapan nedir?” sorusunu bu romanında önce Paul’ü yaratarak ardından yok ederek soruyor...

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Diary of Last Man Existed

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0