Charles Bukowski ile tanışmam liseyi bitirdiğim yaz tatiliydi. Çocukluğunu anlattığı "Ekmek Arası" kitabı ile başladım onu okumaya. Hayata bakış açımdan, yazma serüvenime, isyanıma ve üslubuma kadar her şeyimi etkiledi. Bu hayattaki daimi akıl hocalarımdan oldu. 20. yüzyılın Diyojen'idir. Nitelikli bir okuyucu olma serüvenimde ondan çok kopya çekmişimdir. Tıpkı onun gibi Camus, Hemingway, Celine, Kafka, Dostoyevski, Isaiah Berlin ve tüm rus yazarları okuyarak karamsar bir bakış açısına sahip oldum. Klasik müzik zevkine hayran kaldım. 20'li yaşlarımda ondan o kadar çok alıntı yaptım ki; karamsar ve isyankar yazılarımdan dolayı Bukowski diye alay ederdi arkadaşlarım. Düz yazıda verdiği eserler kadar şiirleri de hariküladedir benim için. Ondan esinlenerek ve kopya çekerek çok şeyler yazdım. Yazmak için bu dünyaya gelmiş.
David Stephen Calonne kısa ama sürükleyici bir biyografi yazmış. Eserleri, esinlendikleri, yazar olma serüveni, hayatına giren kadınlar, kumar ve alkol sorunları, kızıyla olan ilişkisi, hayata dair duruşu, niteliksiz işlerine rağmen geçinme kavgası... Kitapta Bukowski hakkında her şeye değinilmiş neredeyse. Günümüz dünyasının tüm dayatmalarına, tüketim çılgınlığına, gösteriş merakına, para biriktirme arzusuna rağmen Bukowski hayatı olduğu gibi yaşadı. Tıpkı dediği gibi: "Günleri çoğu hafızasızdı ama anlamsız değildi."
Tümden delirmemek için yazıyordu. Yazmak onun için terapi gibiydi. Ayyaş bir Yunan tanrısı gibi yazılarıyla yön veriyordu. Orwell'den bu yanan bitik olma koşulunu bu kadar iyi karşılayan kimse olmadı. 40'lı yaşlarının ortasına kadar sefil bir hayat yaşadı. Bu sefil ve berduş hayatı karşısına hep kendisi gibi sorunlu kadınları çıkardı. Tipini sevmese de kendisiyle barışık olmayı beceriyordu. Ve yazdıkları sayesinden her zaman güzel