Çoban Ateşleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
48
Gösterim
Adı:
Çoban Ateşleri
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
608
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752204713
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Gece zifiri karanlıkta doğada yalnız kaldığımızda bilinmeyen korkular karşısında içimiz ürperir, yüreğimiz üşür. Bu dünyada yapayalnız kaldığımızı düşünür, umutsuzluk ve korkuya gark oluruz. Sonra birden karşı dağlarda bir çoban ateşi parlar. Sarar her yanımızı uzaklardaki ateşin sıcaklığı, içimizi ısıtır, yüreğimizi ferahlatır, zihnimizi aydınlatır. Bu dünyada yalnız olmadığımızı hissettirir, hayata karşı direnç ve mücadele azmi kazandırır.

1919 yılı karanlıktır, hem de zifiri karanlık. Umutsuzluk iklimi İstanbul'un iliklerine kadar işlemiştir. Esarete ve sefalete mahkûm olmaya razıdır memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içindedirler. İşgalleri ve yok olmayı bir kader gibi görmekte ve göstermektedirler.

Anadolu'da bir çoban ateşi parlar. Ödemiş Kaymakamı haykırır zorbalara: "Yirminci asrın cemiyeti insaniyesini yaşatmak sizin vereceğiniz son karara tâbidir. Silah patlarsa, göreceğiniz netice pek acı ve pek elim olacaktır. Artık biliniz ki kalem değil silah ötüyor." Bu çoban ateşini yerel kongreler izler, ateşe keser Anadolu'nun dört bir yanı. İzmir, Dörtyol, Ayvalık, Urfa, Antep, Maraş, Adana, Kars, Aydın, Denizli, Balıkesir, Edirne ve Karadeniz kıyıları. 4 Şubat 1919'da Mustafa Kemal Paşa "Eğer iyi bir teşkilatçı Anadolu'ya geçer de milleti silahlı bir mücadeleye ikna ederse vatan da millet de kurtulur" der ve 19 Mayıs 1919'da Samsun'dan başlatır dünyanın en haklı mücadelesini. Çoban ateşleri döner bir yangına, güçlülerin muktedir olmadığını, zalimlere de diz çöktürülebileceğini gösterir 20. yüzyılın mazlum milletlerine. Alır taşır milletini ortaçağdan çağlar ötesine.

"Zaferi, bağımsızlığı, Cumhuriyeti taştan çıkardık. Bu büyük olay adım adım, evre evre oluştu. Bu güzel kitapta bu adımları, evreleri belirten belgeler, anılar, çığlıklar yer alıyor. Gururla, ibretle, düşünerek, coşarak, bize bağımsız bir vatan ve çağa yönelik yeni bir devlet bırakmış atalarımızı minnetle anarak okuyacaksınız. Böyle bir kitaba çok ihtiyacımız vardı."
Turgut Özakman
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum; aldığım emri yerine getirdim, vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben de masumum, son sözüm bugün de budur yarın da bu olacaktır. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer buna adalet diyorlarsa kahrolsun böyle adalet.

Beyazıt Meydanı yasa bürünür. Halkın içinden "Kahrolsun" sesleri duyulur.
Yunan ordusu, Anadolu'ya çıktıktan bir süre sonra Mart 1920 baslarında Anadolu'da seferberlik ilan ederek yerli Rumları askere almaya başlamıştır. Yüzlerce yıl Türklerle beraber yaşayan Rumlar, ihanetin en büyügünü gerçekleştirerek vatandaşı oldukları devlete karşı işgal ordusuna katılmışlardır. Bu Rumlardan oluşan üç alay İzmir Tümeni adı verilen Yunan 10. Tümenini (daha sonra kolordu) olusturmuşlardır. Bu birlik Birinci, ikinci İnönü Muharebeleriyle Kütahya-Eskişehir ve Sakarya Meydan Muharebelerinde ve son olarak Büyük Taarruz'da Yunan ordu teşkilatı içinde Türk ordusuna karşı savaşmıştır. Kurtuluş Savaşı süresince Yunan ordusuna asker olarak yazılan Rum sayısı 36.000'dir.
Ya istiklal ya ölüm
Ya istiklal ya ölüm
Vatanım, milletim, sancağım, evim,
İstiklâlsiz yoktur yerim
Zincir vurdurur mu Türkler boynuna
Varlığı fedadır vatan yoluna
Biz tarihin Türk dediği yılmaz milletiz
Hür yaşar, hür ölür nurlu ümmetiz.
Anadolu'da, çoban ateşleri gibi yer yer direniş
ateşlerinin parlayacağına, bir liderin bunları birleştirip büyük bir yangına çevireceğine, Anadolu'nun dünyaya kafa tutacağına, meydan okuyacağına, halkın bağımsızlık için dört yıl daha dövüşeceğine, zafere ulaşacağına kim inanabilirdi?

Hepsi oldu.

Zaferi, bağımsıžlığı, Cumhuriyeti taştan çıkardık.
"Soracağınız sorular bitti mi?"

"Bitti Paşam."

"Bu vatan içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır, istiklaline nasil kavuşturulur? diye bir soru sormanızı beklerdim."

"Af buyurunuz Paşa hazretleri, bugün içinde bulunduğumuz bu şartlardan bu vatanın kurtulmasın en uzak ihtimalle dahi mümkün görmediğim için böyle bir soru sormadım"

"Siz gene de böyle bir soru sormuş olunuz, ben de cevabımı vereyim, fakat yazmamak şartıyla."

"Zatialinizi dinliyorum Paşa hazretleri"

"Bakınız Cevat Beyefendi, sizin imkânsız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır. Bugün herhangi bir teşkilatçı Anadolu'ya geçer de milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa bu yurt kurtarılabilir."

Heyecanlanmıştım. Birinci Dünya Savaşı sürecinde gücümzü öylesine tüketmiştik ki elimizde hiçbir şey kalmamıştı. Harplerden sağ kalanların ise ayakta duracak halleri yoktu.

"Nasıl olur Paşam!" diye yerimden fırladım. Paşa sakindi.

"Aklınızdan geçenleri tahmin ediyorum" dedi; "Doğrudur. Görünüş tamamen aleyhimizde. Ama düşmanlarımız olan bu büyük devletlerin bir de içyüzleri var."

"Nasil Paşam?"

"Anlatayım. Siz sanıyor musunuz ki, savaşı kazanmakla müttefikler aralarındaki bütün sorunları çözmüşlerdir. Aralarındaki asıl rekabet şimdi başlayacaktır. Asırlarca birbirleriyle boğuşan Fransızlarla İngilizleri ortak düşman tehlikesi birleştirdi. Şimdi eski rekabet bıraktıkları yerden tekrar başlayacaktır. İtalya'nın da başı dertte. Onlar da her an bir iç karışıklık yaşayabilirler. Sonuçta, Anadolu'da başlayacak bir milli direnişle hiçbiri mücadele edecek durumda değildir. Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır."

"Paşam, milli direniş, güzel. Ama neyle? Hangi askerle, hangi silahla, hangi parayla Maalesef Paşam, kupkuru bir çölden farksız oldu bu güzel vatanımız."

"Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teskilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur."

Mustafa Kemal'e veda ettim; matbaaya geldim. Ne kafam almıştı ne mantığım. Daha doğrusu anlattıkları bana deli saçması gibi gelmişti. Matbaada arkadaşlar "Anlat" diyorlardı, "neler söyledi?" Anlattım:

"Su sıralar Anadolu'ya geçilir, orada teşkilat kurulur, bağımsızlığına kavuşur, millet de özgürlüğüne kavuşurmuş, anladınız mı arkadaşlar: Bu deli değil, zırdeliymiş."

O günlerde, şartlar içinde istiklal Mücadelesine atılıp Türkiye'yi kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. O günlerde böyle düşünen TEK ADAM oydu; TEK ADAM.
Mustafa Kemal Pașa mütakere sonrası istanbul'da dostları olan Fansa ailesinin evinde misafir olarak kalmaktadır. Bir gün sıradan beklentileri olan bir insanı müthiş sevindirecek bir teklifle karşı karşıya kalır. Saraya damat olması talep edilmektedir. Ancak onun, çok daha büyük hedefleri vardır ve bu teklifi müthiş bir zekâ ürünü cevapla savuşturur:

Yalnız hanedan içinde değil, halk arasında da Vahideddin'in küçük kızının güzelliği anlatılır, anlatılırdı. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa'yı Sabiha Sultan'a yakıştıranlar pek çoktu. Söylentileri duymayan kalmamıştı. Eğer bu güzel prenses "Sarı Paşa" ile evlenirse Sultan Vahideddin ülkeyi daha iyi yönetebilme, hatta orduya hâkim olabilme imkânını bulmaz mıydı? Mütareke günlerinde işte böyle düşünen politikacılar, devlet adamları da vardı!
Harbiye Nazırı ve Başkumandan Enver Paşa'da Vahideddin'in kardeşlerinden Süleyman Efendi'nin kızı Naciye Sultan'la evlenmiş ve Saraya damat olmuştu. Zaten bir gelenek halindeydi, yıldızı parlayan zabitlerin Osmanlı hanedanına damat kabul edilmeleri

Bir gün Vahideddin'in yeğenlerinden Muhibe Hanım, Selma Fansa'yı ziyaret ederek şunları söyledi:

"Beni buraya Zatışahane gizli olarak gönderdi. Kızları Sabiha Sultan fahri yaverleri Mustafa Kemal Paşa'ya vermeyi arzu buyuruyorlar. Siz bu konuyu kendisine açımız, ben birkaç gün sonra gelir cevabınızı alırım."

Aksam Mustafa Kemal eve geldiği zaman, Selma Fansa;
"Paşa hazretleri, bugün Saray'dan Zatışahane'nin hemşiresinin kızı Muhibe Hanım bize geldi. Zatışahane kızları Sabiha Sultan'ı size vermeyi arzu ediyor. Bu hususta fikrinizi soruyor "

Mustafa Kemal durdu bir an;
"O halde Sabiha Sultan buraya gelsinler, görüşelim" dedi.
Vahdettin'in 15 Temmuz 1919'da The Morning Post gazetesine verdiği demeçten:

"Babam Abdülmecid İngiltere'nin dostu ve müttefiki idi. Ben de İngiltere'ye daima hayranlık besledim ve dost bir siyasetin destekleyicisi oldum."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çoban Ateşleri
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
608
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752204713
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Gece zifiri karanlıkta doğada yalnız kaldığımızda bilinmeyen korkular karşısında içimiz ürperir, yüreğimiz üşür. Bu dünyada yapayalnız kaldığımızı düşünür, umutsuzluk ve korkuya gark oluruz. Sonra birden karşı dağlarda bir çoban ateşi parlar. Sarar her yanımızı uzaklardaki ateşin sıcaklığı, içimizi ısıtır, yüreğimizi ferahlatır, zihnimizi aydınlatır. Bu dünyada yalnız olmadığımızı hissettirir, hayata karşı direnç ve mücadele azmi kazandırır.

1919 yılı karanlıktır, hem de zifiri karanlık. Umutsuzluk iklimi İstanbul'un iliklerine kadar işlemiştir. Esarete ve sefalete mahkûm olmaya razıdır memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içindedirler. İşgalleri ve yok olmayı bir kader gibi görmekte ve göstermektedirler.

Anadolu'da bir çoban ateşi parlar. Ödemiş Kaymakamı haykırır zorbalara: "Yirminci asrın cemiyeti insaniyesini yaşatmak sizin vereceğiniz son karara tâbidir. Silah patlarsa, göreceğiniz netice pek acı ve pek elim olacaktır. Artık biliniz ki kalem değil silah ötüyor." Bu çoban ateşini yerel kongreler izler, ateşe keser Anadolu'nun dört bir yanı. İzmir, Dörtyol, Ayvalık, Urfa, Antep, Maraş, Adana, Kars, Aydın, Denizli, Balıkesir, Edirne ve Karadeniz kıyıları. 4 Şubat 1919'da Mustafa Kemal Paşa "Eğer iyi bir teşkilatçı Anadolu'ya geçer de milleti silahlı bir mücadeleye ikna ederse vatan da millet de kurtulur" der ve 19 Mayıs 1919'da Samsun'dan başlatır dünyanın en haklı mücadelesini. Çoban ateşleri döner bir yangına, güçlülerin muktedir olmadığını, zalimlere de diz çöktürülebileceğini gösterir 20. yüzyılın mazlum milletlerine. Alır taşır milletini ortaçağdan çağlar ötesine.

"Zaferi, bağımsızlığı, Cumhuriyeti taştan çıkardık. Bu büyük olay adım adım, evre evre oluştu. Bu güzel kitapta bu adımları, evreleri belirten belgeler, anılar, çığlıklar yer alıyor. Gururla, ibretle, düşünerek, coşarak, bize bağımsız bir vatan ve çağa yönelik yeni bir devlet bırakmış atalarımızı minnetle anarak okuyacaksınız. Böyle bir kitaba çok ihtiyacımız vardı."
Turgut Özakman

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Nur
  • snrgnk

Kitap istatistikleri