Satranç Tutkusunun Zaferi: Çoban Matı
Dilek Altundağ
Editörlüğünü Yaşar Bayraktar’ın üstlendiği “Çoban Matı” Köklü Yayıncılık etiketiyle geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı.
Yıllardır nitelikli test kitapları ve dokümanlarıyla ortaokul öğrencilerini sınavlara hazırlayan, onlara eğitim koçluğu yapan Mesut Hayat, bu kez sürükleyici bir başarı öyküsünü, “Çoban Matı”nı minik okurların beğenisine sundu.
Kitaptaki hikâyenin başkahramanı Hüseyin,özel gereksinimli bir çocuk. Köyde çobanlık yapıyor. Bir gün Hakan Öğretmen, sınıfa satranç öğretmeni Akif Dayanıklı’yı davet ediyor. Satranç öğretmeni bir ay boyunca haftada üç gün okula gelip öğrencilere satrancın kurallarını öğreteceğini söylüyor. Satrancı bilenler olduğu gibi bu zeka oyunuyla ilk defa tanışacak öğrenciler de vardır sınıfta. Çocukların merakla izledikleri satranç öğretmeni oyunun kurallarını anlatmaya başlıyor. Bu sırada onları dinlemeyen biri var sınıfta. Hikâyemizin başkahramanı Hüseyin! Satranca pek ilgisi yok. Herkes öğretmeni pürdikkat dinlerken o, dışarıyı izliyor. Ta ki kendisi gibi bir çobanın da satrançtaki önemli yerini öğrenene dek. Hikâyemizin heyecanı asıl şimdi başlıyor.
“Çoban Matı!.. Demek çobanlara özel bir şey varmış bu oyunun içinde, dedi.”(s.15)
Hüseyin kendisini ilk defa spesiyal hissetmeye başlıyor. Kendine ait odası, yatağı hatta kıyafetleri bile olmayan bir çobanın satrançta adı geçmesine göneniyor. Hatta beş duygusunun beşi de ilk defa arzulu çalışmaya başlıyor. Satranç artık onun da ilgi odağında.
“İşe başlamak, bir yola giriş yapmaktır ancak tamamlamak, kendine güvenle dolu bir yolculuğu tamamlamak anlamına gelir.” (s.44)
Mesut Hayat, “Çoban Matı”nda bir ayağı aksayan Hüseyin’in hayatta karşılaştığı zorlukları, engelleri onun nasıl içine kapanık biri hâline getirirdiğine dikkat