LANETLİ EKMEK – Sophie Mackintosh
“Bir kadın başka bir kadını neden kıskanır?
Arzu zehirse, ekmek niye suskun?”
1951 yazında Fransa’nın küçük bir kasabasında insanlar, fırından çıkan ekmekleri yedikten sonra gerçekle bağını yitiriyor. Halüsinasyonlar, çığlıklar, karanlıkta yankılanan ayak sesleri…
Ve günahın kokusu her sokağa sinmiş gibi…
Yazar, bu gerçek vakayı bir edebiyat distopyasına dönüştürüyor. Hikâye, taşralı bir fırıncının karısı Elodie’nin gözünden anlatılıyor.
Sıradan, sessiz, yalnız bir kadın…
Kasabaya gelen elçi ve onun büyüleyici eşi Violet’in varlığıyla sarsılan, altüst olan bir zihin…
İçinde susturulmuş arzular, kıyıya vuran kıskançlıklar ve bastırılmış bir kadın kimliği...
Bu kitap ne anlatıyor dersen:
Arzunun çıldırtan yanını,
Kadınlar arası görünmez savaşları,
Bastırılmış bir taşra kadınının içsel çöküşünü,
Ve nihayetinde… bir kasabanın delirişini.
“Her şey Violet’le başladı,” der Elodie. Ama belki de her şey zaten içindeydi.
Zehir sadece ekmekte değil, insanın kendisindeydi.
Bazı okurlar için “yavaş” ve “durağan” olabilir.
Ama kimilerinin zihninde uzun süre yer edecek bir iç hesaplaşma, bir iç çürüme hikayesi bu.
> ❝ Sevgi bir insana her şeyi yaptırabilir. Sevgisizlik de... ❞
Bu cümle, kitabın özetidir belki de.