Bir yola çıkmadan önce, gideceğimiz yolun mahiyetini, ne için yürüdüğümüzü, bu yolda ne elde edeceğimizi, azığımızın ne olması gerektiğini ve karşımıza çıkacak zorlukları önceden bilip idrak ederek başlamak gerekir. Çünkü bu yol; hevesle başlanıp yarı yolda bırakılacak bir yol değil, sabırla, ilimle ve kararlılıkla yürünmesi gereken bir davadır.
İslam davasına gönül vermiş nice kardeşlerimiz var. Onlar bu yola nasıl başladı, hangi imtihanlardan geçti, neleri göze aldı bunları bilmek, insanın kendi yolculuğunu daha sağlam temeller üzerine kurmasına vesile oluyor. “Al çantanı, çık yola!” demekle olacak bir yol değil bu; şuursuzca atılan bir adım, insanı yormaktan ve geriye düşürmekten başka bir sonuç vermez. Bu hem kişiyi yorar hem de davaya ciddi zararlar verebilir. Bu hayatın her alanı içşn geçerlidir. Hiç bir zaman şuursuzca bir işe yola başlanmamalıdır! Alanla ilgili her türlü konuya vakıf olup, öyle başlanmalıdır. Ve gerekli stratejilerle yola devam edimelidir.
Ve Niyetini sağlam tutmadan, hedefini netleştirmeden ve bu yolda karşılaşacağın dikenleri hesaba katmadan atılan adımlar kalıcı olmaz. Bu dava; fedakârlık ister, sabır ister, sebat ister. Bazen yalnız kalmayı, bazen anlaşılmamayı, bazen de nefsinle mücadeleyi göze almayı gerektirir.
İşte bu kitap, “Dava kadını kimdir?”, “Bu yola nasıl başlanmalı?”, “Bu yolda hangi zorluklar vardır?” gibi birçok soruya samimi ve yol gösterici cevaplar veriyor.
Altı çizilerek, üzerinde düşünülerek okunması gereken bir eser.
Ben de davayla ilgili birçok konuya hâkim olduğumu düşünüyordum. Fakat kitabı okuduktan sonra eksik yönlerim beni hem üzdü hem de kendimi yeniden gözden geçirmeme vesile oldu. Bu da aslında yolun bir parçası: eksiklerini görmek, kabul etmek ve tamamlamaya niyet etmek.
Rabbim bu yola baş koyan