Çok kıymetli arkadişlerim ve değerli okurlar...
Uzun zaman önce okuduğum bu kitap hakkındaki düşüncelerimin artık yeterince demlendiğini düşünerek yazıyorum bu incelemeyi.
1349 ile 1353 arasında yazıldığı düşünülen bu eser, 100 novella ve onların etrafındaki bir çerçeve hikayeden oluşuyor.
Çerçeve hikayeden başlayacak olursak; 1348'in yazında Florentina'da vuku bulan veba salgınından kaçan soylu yedi kadın ve üç adamın on günlük hikayesini anlatıyor. Bunlar Florentina dışına kaçarak boncuk gibi dağılmak yerine hepbirlikte bir kır evine sığınmaya karar veriyorlar. Birçoğu daha önceden birbiriyle uzaktan da olsa tanışıyor hatta birilerinin birilerine aşık olduğu durumlar bile var. Yanlarında üç beş hizmetkar kadın ve adam ile gidip oraya yerleşiyorlar ama kır evi dediğime bakmayın olay yeri resmen bir şato, herkesin kendine özel bir yatak odası var vs.
Yeme içme konusunda sıkıntı çekmedikleri gibi hizmetçiler o kadar mahir ki, her seferinde kral ve ziyafet sofraları kuruluyor, yataklar yapılıyor ve temiz örtüler seriliyor vs. Tek sıkıntı vebanin geçmesini neyle meşgul olarak bekleyecekler?
Birbirlerine hikaye anlatarak geçirmek istiyorlar bu zamanı ve kararlar alıyorlar.
Aralarında verdikleri karar üzere her gün birisi kraliçe veya kral olacak ve o gün anlatılacak olan hikayelerin ana temasını belirlediği gibi, neler yenileceğini, sofranın nerede kurulacağını (bazen nehrin kumsalında mesela), günlük programı vs belirliyor. Hikayeler, gezintiler, birlikte şarkı söylemeler ve dans etmeler, sonra ziyafet sofraları adeta dünyada bir cennet hayatının tasviri gibi geliyor insana. Kadınların ve adamların gençliği ve güzelliği de bu düşünceyi pekiştiriyor.
Birbirleriyle olan ilişkileri gayet seviyeli ve efendice. Kiminin kimine aşık olmasına rağmen on gün herhangi bir